24 Haziran 2014 Salı
Carsamba carsafa dolanmaz
Bazen Turkiye saatiyle yasiyorum. Bugun mesela... Saat bence gece 14.36 ama degil... Burada gunesin dogmasina 3 saat kaldi... Basit sikintilar bolca, o yuzden uyumak en guzeli:) Yani saati 14.38 olarak dusunup uyuyabilirim:) Guzel bir gune uyanma dusuncesi % 50 iyi gelir;)
23 Haziran 2014 Pazartesi
Haziran da biter...
Bugün uzun yazacağım büyük ihtimal... Hem biraz doluyum; anlatmak istediklerim var, hem de garip bir ruh hali içerisinde olmanın baskısıyla dökülebilirim. Merak etmeyin huzurlu bir ruh hali:)
Şimdi tabi dönmeme az kaldığı için kaygılar artmaya başladı ama iyi düşünceler ve olasılıklar olduğu için kendimi iyi hissediyorum.
Birçok tespit de yapacağım yazın gelmesiyle... Merak etmeyin ben de güneşte yanıyorum 1 haftadır. Gerçekten bir damla yağmur görmedim desem yeridir. Şaşırtıcı...Gölgede uzun kollu giymeye devam ama güneş inanılmaz güzel. Mesela gök yüzü burada da aynı renkmiş temelde;) Tabi sıcağın başlamasıyla sokakta dondurma arabaları gezmeye başladı. Bizde ki "Aygaz" sloganı benzeri bir ses ve korku filmlerini andıran bir müzikle yoldan geçiyorlar. İlk geldiğimde kendimi Türkiye'de sandım diyebilirim. Sonra camı açıp, vosvos minibüsü görünce olayı algılayabildim. Çocuklar çevresine toplanıp dondurma alıyorlar:) Ayyy çok romantik:)
Bir de at sesi duyup cama çıkma hikayem var... Neredeyse benim odamın camının hizasında (zemin üstü) bir atla karşılaştım! Üstünde de polis! Valla normal mi bilmem ama ürkmedim desem yeridir!
Tabi bu güzel havadan faydalanıp, Alexandra Park'taki geleneksel yürüyüşlerime de devam ettim. Sincap kardeşlerle huzura erdik. Her birinin selamı var size...

Yine yazın getirdiği bir diğer "ses" de çim biçme makinesindan çıkan ve benim eşsiz sessizlikteki sokağıma şenlik katan ses! Kendisiyle barıştım, çünkü fonda sürekli bu sesi duyuyoruz. Bu özenle düzenledikleri bahçeleri ne kadar dayanacak merak ediyorum. 1 Günlük yağmura bakar bence:) Umarım ben de gitmeden kendi bahçemde bir mangal partisi vereceğim...
Burası beyleri daha çok mu ilgilendirir bilemiyorum ama 2 aydır dikkatimi çeken bir konu, bu aralar daha da gündeme geldi doğal olarak. Hatunların, yazın neden güneşte kavrulmak istediğini bir hatun olarak zaten biliyordum ama siz bir de buradaki zenci kadınların uzun ve siyah güzel bacaklarını görseniz!!! Ben onlar geçerken saygı duruşunda bekliyor, sonra yoluma devam ediyorum... Maşallah, ne diyelim...
Bu arada ben güneşli günler geçirirken, İstanbul'a şiddetli yağmur yağmış. İlk başta sevinmiştim yaz geç geliyor diye ama can sıkıcı haberleri okuyunca bu konuya sadece değinmeye karar verdim. Şunu söyleyeyim, her gün yağmur yağan bu memlekette, ufacık bir su birikintisi bile görmedim... Yani bot giymenize falan gerek yok, çünkü suya batma ihtimaliniz yok! İş çözüm bulmakta...
Yine baştan beri yaşadığım ama bu hafta doruk noktasına ulaşan bir krizi daha aktarmak istiyorum. Araplara benzetilmek! Yanlış anlamayın, bu konu kritik biliyorum ve hassas... Ama ben burada dilimizin Türkçe olduğunu, kendimize ait bir dilimizin olduğunu, gerçekten Türkiye'den yani herkesin -nispeten- daha özgür yaşadığı bir ülkeden geldiğimi aktarmaktan çok yoruldum. İşte hassas nokta burada başlıyor... Nerede, hangi şehirde yaşadığının çok önemi var ve işte o yüzden olumlu - olumsuz yargıların anlamsız olduğu bir ülkede yaşadığımızı anlatmaktan sıkıldım...Dünyanın kafasında doğru düzgün bir imajımızın olmaması o kadar garip ki!! Yine inci bir çizgi ama değinmeden geçmek istemedim.
Bu hafta yine Language Exchange fırtınası devam etti ve çok keyifliydi. Çünkü biliyorsunuz World Cup var... O ülkelerin içerisinde olmamak da ayrı bir can sıkıntısı. Şimdi her şeyi daha iyi anlıyorum! Neyse... Maç olduğu için çok fazla kalabalık değildik ve dışarıda oturabileceğimiz çok güzel bir hava vardı. Bağdaş kurup - (anaam hayatımda ilk defa yazdım bu kelimeyi:)) - saatlerce, uykumuz gelene kadar oturduk. Ve yine Perşembe gününü de sokaklarda geçirdim. Yaşlandığını kabul eden Ezgi, hafta sonunu evde geçirdi desem?? Tamam Pazar günü hariç... Hava çok güzeldi ve yine arkadaşlarla hem sokaklarda oturarak hem de farklı mekanlara uğrayarak amaçsız gezdik... Ama Manchester'la ilgili değişen hiçbir şey yok:) Evet daha güzel mekanlar keşfettim ve oralara ayrıca gidip fotoğraf çekeceğim. Çünkü nehir kıyısında, aile çay bahçesini andıran ve sürekli mangal yakılan barlar var. Bir arada hayal edebildiniz umarım:) Bu arada o durgun, elit İngilizler var ya, sürekli geğiriyorlar! En güzeli bile! Bira içmesinler lütfen:(Perşembe günü Futbol Müzesi'ne gittik. Kocaman bir müze... Türkiye'nin bir tanecik, minicik, mini minnacık bir bayrağı bile yoktu:) Ama olsun, güzel bir atmosfer görmüş, gezmiş oldum. Bir daha da gidilmez:) Alttaki fotoğrafta da çok sosyal olan arkadaşlar var...
Bilenler bilir, Facebook'a uzunca bir süre sonra döndüm. Sadece bir saatliğine girip, yeni arkadaşlarımı ekleyecektim ama düşündüğüm gibi olmadı. O kadar çok şey değişmiş ki... Neden kapattığımı hatırladım:) Zaman oldukça hızlı geçmiş... Eski bir sürü fotoğraflar, olaylar sanki dün gibi... Güzel oldu... Hoş geldim :) Hoş da giderim;)
Tabi ben planlara devam. Güzel bir hayat olacak.... Hepinizin de öyle olsun!
15 Haziran 2014 Pazar
Başlık Maşlık Yok
E alışmaya başladıkça veya sıkıldıkça bu gecikmeleri yaşayacağımızı biliyorduk. Tabi bir de takip edilme oranım düştükçe benim de yazasım gelmiyor:)
Günah çıkartma işlemimi tamamlamam gerekirdi, hoş görün...
Yukarıdakilerin hepsi ya da hiçbiri... Bilmiyorum ama bence en önemlisi yaşanan her şeyin tekrarlanmaya başlaması ile ilgili gibi geliyor bana. Gidilen mekanlar, yapılan aktiviteler tekrarlayacağı için sizleri de çok sıkmak istemiyorum. Keza tespitlerimde de çok değişiklik yok:) Tamam çok uzattım, başlıyorum.
Yine anlatmaya geçen hafta Çarşamba gününden başlayacağım. Tabii ki önce geleneksel yemeğimi yedim; yani Tavuk Kanat! Sonra bir arkadaşın tavsiyesiyle başka bir Meet Up'a uğradım. Oradakileri de alıp bizim Meet Up'a gittik:) Bu sefer iyice sıkıcı geçen bir "Language Exchange" geçirdim. Bunun en büyük nedeni "benim" biliyorum. Artık veya sadece geçen hafta için, bilemiyorum, biraz yorulduğumu hissettim. Sürekli enerjik ve gülmek zorunda kalmak bazen sıkabiliyor. Neyse hala vaz geçmedim ama. En büyük eğlencem burası;)
Bu hafta arada bir güneş gördüğümüz için mutluydum. Kafası karışık olan havaya insanlar da katılınca, delilere her gün bayram havası var. Arada bir çimlendik, o da iyi geldi:) Deniz, kum, güneş olayını geçiyorum çünkü şunu düşünüyorum; zaten ben Türkiye'ye döndüğümde hepsini sizden daha fazla yapacağım... O yüzden bin adım önde olmanızın hiçbir anlamı yok benim için:) Desem de inanmayın ama tek tesellim bu... İnsanların denizsiz nasıl yaşadığını gerçekten anlamıyorum. Zorunluluktan yaşayabilirsin, anlarım ama isteyerek olmaz. (Yine büyük konuştuğuma göre yakında dört tarafı kara kaplı bir yerde yaşamaya başlayacağım - İmza: Tükürdüğüyle yaşayan Ezgi) Neyse dediğim gibi şimdilik güzellikleri görerek yaşamaya çalışıyorum, bu da henüz sıkmadı - mı? Yarından itibaren güneşli bir hava bekliyormuş bizi... Çok heyecanlı... Beş gün üst üste güneş görür müyüz dersiniz? Göreceğiz... Bildireceğim...
Perşembe gününe gelirsek... İşte o gün güneşli bir gündü. Piccadilly Garden'da bu sefer geniş banklara yayıldık. Bir de Türk arkadaşlarımızdan biri ertesi gün gideceği için küçük bir uğurlama buluşmasıydı da diyebiliriz. Fulya'nın bir sene sonunda dönecek olmasının mutluluğu ve huzuru yüzünden okunuyordu:) E tabi anlaşılır. Onu büyük kıskançlıkla gönderdik. Şansına güzel bir hava da vardı, o yüzden çimlerden sonra bir Pub'a yöneldik... Benim beynim hata veriyordu o ayrı... Sayımızın azalıyor olması beni üzüyor ama bir yandan da azat edildikleri için de seviniyorum:) Şu an kendisi Fethiye semalarında bir yat üzerinde sanırım:)) İstanbul'da bir rakı masası için sözleştik ama...
Ve Perşembe akşamı yine İstanbul'la buluşma gerçekleştirip, bu sefer Nilay'ın yanına gittim:)
Ne güzel geldi be! İstanbul'a geldiğimde Taksim'de evim olacakmış onu da öğrendim:) Koca kız olduk artık Taksim maksim yok:P
Cuma gecesi garip başladı... Daha doğrusu garip yanlış anlaşılmalarla... İspanya maçı izleyeceğiz diye çıktığımız yola, Efes Pub'da devam ettik. Garip dememin nedeni ise şu; ben maça kadar ne yapalım sorusuna; madem öyle, konuşmuştuk da, Türk masası yapalım, bir saat bize yeter dedim. Meğersem maç başlamış ve biz gitmeyi istememişiz gibi olmuş. Gerçi onların da çok taktığını sanmıyorum; bir de İspanya sağlam yenilince:( Sonuçta gerçekten tipik bir Türk akşamı yaşadık. Ben çok eğlendim ve bana o kısa süre bile yetti.
İşte aslında yaptıklarımın hepsi bu:) Cumartesi ve Pazar'ı evde geçirme kararını baştan almıştım ve şu an bunu gerçekleştirmiş olmanın gururuyla karşınızdayım. İlk başta zorlandım ama oldu:) Bir ton film izledim, bir ton düşündüm, bir ton yedim, içtim:) Sonuç olarak güzel bir arınma oldu benim için.
Tabii ki bugün Babalar Günü - daha doğrusu dün... Babacığımla Skype'da konuştuk. Kapatmadan önce en son kurduğu cümle şuydu "Hadi Ezgi, kapatalım ben konuşacak bir şey bulamıyorum" :) Anne ve baba farkı bu olsa gerek. Babalar için, çocuğunun iyi olduğunu görmek yetiyor:) Canımın babalar günü buradan da kutlu olsun.
Canım abimin de 9 Haziran doğum günüydü ama çok uzun konuşamadık maalesef. O yüzden kanıtım yok ama onun da buradan doğum gününü kutlamazsam olmaz:) Sanki telefon bağlantısı ile Türkiye'ye sesleniyorum... Ama olsun!
Ece Kantürk'ün bana yaptığı nispeti de buraya ekliyorum. Kendisi takipçimiz değil ama buradan onu anmazsak olmaz... Acımasızzzzzz ;)
Tabi ben nasıl hayatımı devam ettiriyorum bu ara, onu da yazmalıyım? Bol bol tatil, deniz, kum, güneş planları yaparak... Hepiniz o fotoğrafları Instagram'a koyacaksınız ama öcümü feci alacağım. Öğle sıcağında, yemek arası vermişken siz, ben sıcak kumlara ayağımı gömeceğim!!! Midye, bira, cips, mısır, kısır ne varsa:) "To do list" dolmaya başladı bile!
Hadi öptüm sizi,
Çok eğlenin, ya da normal eğlenin, yokluğumu hissederek yani;)
7 Haziran 2014 Cumartesi
Yolun Yarısı
Bir haftayı daha bitirmenin gururuyla karşınızdayım.
Yorgun, yine biraz nezleli ama iyi...
Biliyorsunuz Çarşamba günü gecesi klasik Language Exchange ile başladı.
Biraz sıkmaya başladı aslında:) Çünkü artık aynı insanlar geliyor ve konuştuğun insanlar da belli kişiler oluyor.
Ki o kişilerle zaten dışarıda da görüyorum:) Ama yine de rutinimi bozacak kadar değil... Arkasından ise yola devam ederek "Revolution De Cuba" denilen buranın çok meşhur gece klubüne gittik. Buraya gitme sebebimizse Çarşamba günleri Salsa gecesi olması. Kesinlikle Salsa'yı öğrenmek istiyorum ama o gün çok havamda olmadığım için sadece izlemekle yetindim. Ve tabii ki Perşembe günü ise mayışma günü olarak geçti. Okulu saymazsak tabi...
Dün akşam ise İspanyol gecesi devam etti diyebilirim. Nezle olma hali başlamıştı ama Cuma akşamı hasta olarak evde otursaydım eminim ki daha hasta olurdum. Bizim Refik - Carlos - Louis üçlüsüne 2 İspanyol kız daha eklendi:) Bir sürü mekan gezdik ama sonunda yine Revolution De Cuba ile sonlandırdık. Tabi ben son demlerimi yaşadım ve bugün pert haldeyim:)
Dün akşam ilginç bira denemelerine devam ettik. Aslında ucuz dersem daha doğru olur. Zaman geçip para azaldıkça hal böyle oluyor herhalde:) Şaka bir yana tabi ki ama hiç görmediğiniz bir bira şişesiyle tanıştırmak istiyorum sizi.
Yine bir diğer mekana geçtiğimizde, kafesin içindeki Turkey'i paylaşmak istiyorum:)
Çok manidar gerçekten
Dün arkadaşları beklerken Oxfoard Road üzerinde McDonalds'ta oturuyorduk ki olan oldu.) Yaklaşık 200 kadar çıplak insan bisikletlerle önümüzden geçti. Olayı algılayıp fotoğraf çekebildim neyse ki:) Bugün nedenini araştırdım ama çok da temeli olan bir şey değil aslında. Bu yıl geleneksel olarak 9.su gerçekleşiyormuş. Kimisi çevre kirliliğine karşı sloganlarla geçti. Diyeceğim tek şey buna atıfta bulunuyor olabilirler. Ama güzel bir anı olarak kaldı. İşin ilginç tarafı Manchester'da bu havada çıplak gezmek bana kalp krizi geçirtirdi herhalde. İlgimi çeken ilk şey o, emin olun:) Ben ikinci nezlemi oluyorum, düşünün! Acaba bu kadar giyinmemek mi gerekiyor?
Şimdi tespitlere devam etmek gerekirse... Tespit 1: hani burada deli gibi yağmur yağıyor ve sen sünmeye başlıyorsun yaa...:) Fark ettim ki hiç şimşek çakmıyor. Çünkü çocukluğumun en büyük korkusu olan şimşek ile burada her an gördüğüm yağmurun herhangi bir birlikteliği yok.
Tespit 2: Yolda yürürken karşındaki kişi bile sana çarpsa her iki taraf da "Sorry" diyor. Yani İngilizlerin kibarlığı sadece bu kadar - bence- . Ola ki özür dilemedin, o zaman o caaaanım ingilizler "Kadırgalı" olabiliyor. Kısacası özür dilemeyi biliyorsanız burada hayatınız kolay.
Tespit 3: Bu ülkede hiç protesto diye bir şey veya politik bir söylem duymuyorum. Tamam belki İngilizler ile takılmıyorum ama yine de duyulmaz mı? Sanki ayrı bir gezegen gibi. Tek gördüğüm protesto, hayvan haklarına ve çevre kirliliğine yönelik 10 kişilik topluluklardan oluşuyordu. Her şey çok mu yolunda ve biz bu kadar mı gerideyiz? Cevap "Evet" gençler.... Ve gerçekten de neredeyse herkes eşit. Yani sokaktaki dilenciye para veren beyaz yakalının suratında pişkinlik yok. Hatta dilencinin yanına oturup, bir sigarasını da onunla beraber içebiliyor. Tamam sokakta güvende değilsin bu gerçek ama o işin bambaşka boyutu ve belki de ayrıca yazmam gereken bir konu.
Tespit 4: Herkes güneş açtığında - ki bu sadece bir saatliğine oluyor - hemen kendisini dışarı atıyor. Ve bir anda müzikal gösteri başlıyor benim gözümde... sonra müzik bitiyor ve herkes yoluna... Peki tamam ... bu benim hislerim, tespit değil... Çünkü burada yaşayanlar yağmurda da mutlular - mış.. diyorlar...
Tespit 5: Çöplerden bahsetmedim diye hatırlıyorum... Haftada bir çöp arabası uğruyor... Buraya taşındığımda gördüğüm sigara paketi ve bira şişesi hala durakta yerli yerinde duruyor (Bu ikiliden bahsettim ama). Acaba öyle bir konsept mi var dersiniz? O bira şişesi de bir nevi küllük muamelesi görüyor. Bunu araştırayım bi... Tabi sokaklarda izmarit veya çöp atmak için özel çöp kutuları var ama nedense kimse içine nişan alamıyor... Yani bu memleket kirli... Ama yemyeşil...
Bugün evde hasta ve uykusuz olmama rağmen Nadia'ya söz verdiğim üzere Alexandra Park'ta yürüyüşe çıktık. Bütün solunum yollarım iflas etmiş olsa dahi, temiz hava o kadar iyi geldi ki.. Evimin dibinde böyle bir yer olmasının daha fazla değerini bilmeliyim sanırım. Cuma günü itibariyle de okula yürüyerek gitme kararımın ilk adımını attım. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Bence günlük egzersiz için gayet mantıklı olacak. Tabi hava hala böyle giderse, o biraz zor... Bu arada Türkiye'dekiler!! Orada da yağmur dinmiyormuş... Lanetim büyüktür, şimdi anladınız sanırım. Daha yazın gelmesine en az 1 Ay var.... Söyleyeyim de kendinizi hazırlayın!
Beirut grubu konsere geliyormuş. Şimdi bir handikapla baş başayım... Sevdiğim bütün gruplar ben buradayken İstanbul'a gelirken, ben Türkiye'ye döndüğümde Manchester'a geliyorlar... Bu kadar korkunç biri miyim köşe bucak kaçılacak?? Altı üstü 2 saat dinleyeceğim ve dünya da o kadar büyük değil. Elbet yakalayacağım!
Aşağıdaki yemek benim son zamanlardaki tek başıma kaçamağım...
Tavuk kanat ve Tuborg!! Sadece 8 Pound!
Yalnız yiyorum ki tadı çıksın:)
Mahmut Bey Kanatçısı'nın yerini tutmuyor ama bu da zamanı oyalıyor.
Gezmek demişken... Artık Bütün tatillerimin anlamlı olmasına karar verdim. Yani yurt içi - yurt dışı sürekli gezen bir Ezgi ile karşı karşıya olacağız. Burada özellikle EU üyesi arkadaşlarımın 20 - 30 Pound'a gezmedikleri yerin kalmadığını duydukça çıldırıyorum. Eskiden bunları duymak bana bir şey ifade etmiyordu ama şu an yurt dışının tadını almış olarak gezmenin yakasını bırakmayacağıma söz veriyorum. Bu arada, tanıştığım her yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmek istiyor. Ben de o kadar övüyorum ki size anlatamam ve geleceğiniz iki gün bile hayatınızın en güzel iki günü olacak diyorum. Eğer hepsi gelirse şahane olacak!
Bir çoğunuz Instagram'dan görmüş olabilir ama Perşembe akşamı evdeyim dediğimde kendi evimde değildim. Ekin'lere gittim:) Bizim klasik buluşmalarımızı gerçekleştirmek için onlar masalarının başına geçtiler, ben de kendi masamı kurup oturdum... Ve belki 4 saat boyunca sohbet ettik! O kadar güzeldi ki, o kadar özlediğim bir şeymiş ki... Aynı yemekleri yemedik ama sohbetimiz, modumuz, sonumuz aynı oldu:) İyi ki varsınız! Burayı belki size bırakacak olmak içime dokunuyor ama zaman geçiyor ve insan ne yaşarsa yanına karmış... Diyelim, öyle olsun...
Bu hafta da kısmen bu şekilde geçti...
Bakalım bizi neler bekliyor...
Yarıladım henüz... Hayat neler gösterecek...
Kendimi nasıl hissettiğimi merak ediyorsanız da... İyiyim, özledim ama iyiyim.
I can handle;) OR I should handle:)
Sevgilerimle:)
Yorgun, yine biraz nezleli ama iyi...
Biliyorsunuz Çarşamba günü gecesi klasik Language Exchange ile başladı.
Biraz sıkmaya başladı aslında:) Çünkü artık aynı insanlar geliyor ve konuştuğun insanlar da belli kişiler oluyor.
Ki o kişilerle zaten dışarıda da görüyorum:) Ama yine de rutinimi bozacak kadar değil... Arkasından ise yola devam ederek "Revolution De Cuba" denilen buranın çok meşhur gece klubüne gittik. Buraya gitme sebebimizse Çarşamba günleri Salsa gecesi olması. Kesinlikle Salsa'yı öğrenmek istiyorum ama o gün çok havamda olmadığım için sadece izlemekle yetindim. Ve tabii ki Perşembe günü ise mayışma günü olarak geçti. Okulu saymazsak tabi...
Dün akşam ise İspanyol gecesi devam etti diyebilirim. Nezle olma hali başlamıştı ama Cuma akşamı hasta olarak evde otursaydım eminim ki daha hasta olurdum. Bizim Refik - Carlos - Louis üçlüsüne 2 İspanyol kız daha eklendi:) Bir sürü mekan gezdik ama sonunda yine Revolution De Cuba ile sonlandırdık. Tabi ben son demlerimi yaşadım ve bugün pert haldeyim:)
Dün akşam ilginç bira denemelerine devam ettik. Aslında ucuz dersem daha doğru olur. Zaman geçip para azaldıkça hal böyle oluyor herhalde:) Şaka bir yana tabi ki ama hiç görmediğiniz bir bira şişesiyle tanıştırmak istiyorum sizi.
Honey Beer görünce ben de korktum ama tatlı falan değil!
Yine bir diğer mekana geçtiğimizde, kafesin içindeki Turkey'i paylaşmak istiyorum:)
Çok manidar gerçekten
Dün arkadaşları beklerken Oxfoard Road üzerinde McDonalds'ta oturuyorduk ki olan oldu.) Yaklaşık 200 kadar çıplak insan bisikletlerle önümüzden geçti. Olayı algılayıp fotoğraf çekebildim neyse ki:) Bugün nedenini araştırdım ama çok da temeli olan bir şey değil aslında. Bu yıl geleneksel olarak 9.su gerçekleşiyormuş. Kimisi çevre kirliliğine karşı sloganlarla geçti. Diyeceğim tek şey buna atıfta bulunuyor olabilirler. Ama güzel bir anı olarak kaldı. İşin ilginç tarafı Manchester'da bu havada çıplak gezmek bana kalp krizi geçirtirdi herhalde. İlgimi çeken ilk şey o, emin olun:) Ben ikinci nezlemi oluyorum, düşünün! Acaba bu kadar giyinmemek mi gerekiyor?
Şimdi tespitlere devam etmek gerekirse... Tespit 1: hani burada deli gibi yağmur yağıyor ve sen sünmeye başlıyorsun yaa...:) Fark ettim ki hiç şimşek çakmıyor. Çünkü çocukluğumun en büyük korkusu olan şimşek ile burada her an gördüğüm yağmurun herhangi bir birlikteliği yok.
Tespit 2: Yolda yürürken karşındaki kişi bile sana çarpsa her iki taraf da "Sorry" diyor. Yani İngilizlerin kibarlığı sadece bu kadar - bence- . Ola ki özür dilemedin, o zaman o caaaanım ingilizler "Kadırgalı" olabiliyor. Kısacası özür dilemeyi biliyorsanız burada hayatınız kolay.
Tespit 3: Bu ülkede hiç protesto diye bir şey veya politik bir söylem duymuyorum. Tamam belki İngilizler ile takılmıyorum ama yine de duyulmaz mı? Sanki ayrı bir gezegen gibi. Tek gördüğüm protesto, hayvan haklarına ve çevre kirliliğine yönelik 10 kişilik topluluklardan oluşuyordu. Her şey çok mu yolunda ve biz bu kadar mı gerideyiz? Cevap "Evet" gençler.... Ve gerçekten de neredeyse herkes eşit. Yani sokaktaki dilenciye para veren beyaz yakalının suratında pişkinlik yok. Hatta dilencinin yanına oturup, bir sigarasını da onunla beraber içebiliyor. Tamam sokakta güvende değilsin bu gerçek ama o işin bambaşka boyutu ve belki de ayrıca yazmam gereken bir konu.
Tespit 4: Herkes güneş açtığında - ki bu sadece bir saatliğine oluyor - hemen kendisini dışarı atıyor. Ve bir anda müzikal gösteri başlıyor benim gözümde... sonra müzik bitiyor ve herkes yoluna... Peki tamam ... bu benim hislerim, tespit değil... Çünkü burada yaşayanlar yağmurda da mutlular - mış.. diyorlar...
Tespit 5: Çöplerden bahsetmedim diye hatırlıyorum... Haftada bir çöp arabası uğruyor... Buraya taşındığımda gördüğüm sigara paketi ve bira şişesi hala durakta yerli yerinde duruyor (Bu ikiliden bahsettim ama). Acaba öyle bir konsept mi var dersiniz? O bira şişesi de bir nevi küllük muamelesi görüyor. Bunu araştırayım bi... Tabi sokaklarda izmarit veya çöp atmak için özel çöp kutuları var ama nedense kimse içine nişan alamıyor... Yani bu memleket kirli... Ama yemyeşil...
Bugün evde hasta ve uykusuz olmama rağmen Nadia'ya söz verdiğim üzere Alexandra Park'ta yürüyüşe çıktık. Bütün solunum yollarım iflas etmiş olsa dahi, temiz hava o kadar iyi geldi ki.. Evimin dibinde böyle bir yer olmasının daha fazla değerini bilmeliyim sanırım. Cuma günü itibariyle de okula yürüyerek gitme kararımın ilk adımını attım. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Bence günlük egzersiz için gayet mantıklı olacak. Tabi hava hala böyle giderse, o biraz zor... Bu arada Türkiye'dekiler!! Orada da yağmur dinmiyormuş... Lanetim büyüktür, şimdi anladınız sanırım. Daha yazın gelmesine en az 1 Ay var.... Söyleyeyim de kendinizi hazırlayın!
Beirut grubu konsere geliyormuş. Şimdi bir handikapla baş başayım... Sevdiğim bütün gruplar ben buradayken İstanbul'a gelirken, ben Türkiye'ye döndüğümde Manchester'a geliyorlar... Bu kadar korkunç biri miyim köşe bucak kaçılacak?? Altı üstü 2 saat dinleyeceğim ve dünya da o kadar büyük değil. Elbet yakalayacağım!
Aşağıdaki yemek benim son zamanlardaki tek başıma kaçamağım...
Tavuk kanat ve Tuborg!! Sadece 8 Pound!
Yalnız yiyorum ki tadı çıksın:)
Mahmut Bey Kanatçısı'nın yerini tutmuyor ama bu da zamanı oyalıyor.
Gezmek demişken... Artık Bütün tatillerimin anlamlı olmasına karar verdim. Yani yurt içi - yurt dışı sürekli gezen bir Ezgi ile karşı karşıya olacağız. Burada özellikle EU üyesi arkadaşlarımın 20 - 30 Pound'a gezmedikleri yerin kalmadığını duydukça çıldırıyorum. Eskiden bunları duymak bana bir şey ifade etmiyordu ama şu an yurt dışının tadını almış olarak gezmenin yakasını bırakmayacağıma söz veriyorum. Bu arada, tanıştığım her yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmek istiyor. Ben de o kadar övüyorum ki size anlatamam ve geleceğiniz iki gün bile hayatınızın en güzel iki günü olacak diyorum. Eğer hepsi gelirse şahane olacak!
Bir çoğunuz Instagram'dan görmüş olabilir ama Perşembe akşamı evdeyim dediğimde kendi evimde değildim. Ekin'lere gittim:) Bizim klasik buluşmalarımızı gerçekleştirmek için onlar masalarının başına geçtiler, ben de kendi masamı kurup oturdum... Ve belki 4 saat boyunca sohbet ettik! O kadar güzeldi ki, o kadar özlediğim bir şeymiş ki... Aynı yemekleri yemedik ama sohbetimiz, modumuz, sonumuz aynı oldu:) İyi ki varsınız! Burayı belki size bırakacak olmak içime dokunuyor ama zaman geçiyor ve insan ne yaşarsa yanına karmış... Diyelim, öyle olsun...
Bu hafta da kısmen bu şekilde geçti...
Bakalım bizi neler bekliyor...
Yarıladım henüz... Hayat neler gösterecek...
Kendimi nasıl hissettiğimi merak ediyorsanız da... İyiyim, özledim ama iyiyim.
I can handle;) OR I should handle:)
Sevgilerimle:)
5 Haziran 2014 Perşembe
"Acts Of Man"
If all that grows starts to fade, starts to falter
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Let all that run through the fields through the quiet,
Go on with their, own with their own hidden ways
When all newness of gold travels far from
Where it had once been,
Born like the earth over years
And when the acts of man
Cause the ground to break open
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Great are the sounds of all that live
And all that man can hold
If all that grows starts to fade, starts to falter
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Great are the sounds of all that live
And all that man can hold
Great are the sounds of all that liv
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Let all that run through the fields through the quiet,
Go on with their, own with their own hidden ways
When all newness of gold travels far from
Where it had once been,
Born like the earth over years
And when the acts of man
Cause the ground to break open
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Great are the sounds of all that live
And all that man can hold
If all that grows starts to fade, starts to falter
Oh, let me inside, let me inside, not to wait
Great are the sounds of all that live
And all that man can hold
Great are the sounds of all that liv
2 Haziran 2014 Pazartesi
Su Akar Yatağını Bulurmuş ;)
Yeni haberler için biraz beklettim farkındayım...
Ama nasıl olduğumu ne siz bana sorun ne de ben anlatayım... Desem de anlatacağım tabi...Amacım bu :)
Öncelikle yeni favori şarkım Türkiye'den:) Ben gizlice dinliyorum günde bir kaç öğün.
https://www.youtube.com/watch?v=_xM8zI8NvMA
Belki yağmurun 1,5 haftadır durmamasından ileri gelen çökme haliyle hareket etmeye çalışıyorum. Resmen kendimi bir şeyler yapmaya zorluyorum. Ama bu tür şeyler de gerçekten kendimi tanımamı sağlıyor. Başkalarının senin önüne koyduğu hedefleri mutluluk sanıp, deli gibi peşinden koşmaya çalışmaktan bahsediyorum tanımak derken. Bir de öğrendim ki, öyle Benjamin Button gibi yaşıyorum hikayesi de boşmuş. Her şeyin her insana göre belli bir zamanı varmış. Ben de bunları kendi zamanıma göre yaşıyorum yani, abartmaya fazla da gerek yokmuş. Ben bunu öğrendim, birçok şey benim hedefim değilmiş, ben hırslarla yaşayamıyormuşum, sadece kaybetme korkusuyla her şeyi iyi yapmaya çalışıyormuşum:) Çünkü bunları zamanında o kadar yapmışım ve güzel sıfatlar yakıştırılsın bana diye o kadar uğraşmışım ki... Ama bunların hiç biri ben değilim, yani ben, tanıdığınız benim aslında. Çok değerli;) Yeri geldiğinde buzlar kraliçesi;) Büyük oyunlarda kaybetmek - kazanmak yerine mücadeleye girmemeyi tercih eden;) Off oldukça ağır oldu:)
Bu saatte böyle...Hallederiz şimdi:)
Bunları düşünmeme ne sebep oldu derseniz... Ben burada çok şey öğreniyor ve deneyimliyorum ama zaten var olan hayatımı küçük rötuşlarla istediğim hayata çevirebilirmişim...Küçük mücadelelerle... Değiştirmek istediğim bazı şeyler içinse -itiraf edelim - geç kalmışım... Yaş krizine girdiğimi söylüyor herkes ama arkadaşlar 30 yaşındayım, yani 35 yolun yarısı...Neyse geç olsun güç olmasın diye kendimi kandırabilirim. Yani ağır geliyor, zor nefes alıyorum bazen...Uzun süredir kendimi bu kadar çok tanıtmaya - anlatmaya çalışmamıştım. Düşünün, bir de ben! Ne kadar yorucu - eveeeet keyifli bazen - ve ağır olduğunu anlatamam.
Neyse oldukça uzattım ve biraz akılları da karıştırdım galiba:)
Tüm bunların alt metninde yatan ise "ben iyiyim"... "İyi ki buradayım" ... Ama biterse sevinirim:)
Şimdi neler yaptığımıza yani asıl amacımıza gelelim...
Bir gecem - ki o gece bir ton müzik paylaştım, biliyorsunuz - evde geçti, tabi azıcık depresif;)
Yanıma Nazan Önceli'i aldım
Korkmayın sakın;)
Perşembe günü ise Anna'yla gerçekleşen büyük buluşmamız vardı. Anna İspanyol... Language Exchange'de tanıştık ama ayrıca buluşmaya da başladık hayırlısıyla:) İnanılmaz "kafa" bir kız. Onun ilk defa tamamen boş günüydü o yüzden hep beraber toplandık. Bir canlı müzik mekanı keşfettik; jazz mı - lounge mı çalıyorlar diye kararsız kaldığımız için yorum yapamayacağım ama çok güzel bir mekandı:) Sonrasında karaoke yapmaya karar verdik. Fakat 120 Pound olduğunu duyan biz gençler, soluğu mütevazı bir barda aldık. Geceden bir fotoğraf aşağıdadır. Anna'nın hangisi olduğu anlaşılıyor sanırım:) En sağda ise Carmen var ama fotoğrafta çıkmamış maalesef. Anna'nın yanındaki Onur, diğer iki arkadaşın maalesef isimlerini hatırlamıyorum ama Anna'nın çalıştığı İspanyol mekanından iş arkadaşlarıymış.
Cuma gecesi de benim için çok keyifli geçti. Nihayet HardRock Cafe'ye gidebildim. Ve gerçekten de hayal ettiğim gibiydi. Beyoğlu Hayal Kahvesi için " keşke biraz daha ferah bir mekan olsa" diye aklımdan geçiriyordum... İşte tam öyle bir mekan. Canlı müzik vardı ve fiyatlar çok uygundu. Hatta yemek bile yedik artist artist:) En güzeli ise şarkılara eşlik edebiliyorsun ve canlı müzik için ayrı bir para vermiyorsun. Bir de mekan biraz daha "mature" kişilerle dolu:) O yüzden eğlence de kararında:) Ne demekse...
Tabii ki Cumartesi evde baygınlıkla geçti...
Pazar günü ise Barbeque! Türk arkadaşlardan birinin evine gittik, eşi İngiliz... Ve yine çok mutlu oldum çünkü Moe inanılmaz cana yakındı. 7 haftadır buradayım ilk defa cana yakın bir İngiliz ile tanıştım desem???
Hemen beni önümüzdeki hafta kutlayacağı doğum günü partisine davet etti! Ve ne zaman istersen atla yanıma gel dedi! Bu gerçekten inanılmaz! Fotoğraf çektim o günden ama pek bir şeye benzemiyor:( Ama bize hazırladığı tabağı gösterebilirim:)
Doğum günü partisine gidersem onu da çekeceğim... Sadece hatunlar girebilirmiş partiye:) İşte bu en keyifli tarafı olacak...
31 Mayıs benim hayatımda çok önemli bir tarih biliyorsunuz çoğunuz. Bir sürü önemli anı var o günle ilgili. Bunlardan biri ise Ececiğimin ve ilk göz ağrımız Mete - Gülbinimin bebeğinin doğum günüydü... (Tabi Gezi olayı da bu tarihi kapsıyor ama o konuya girmiyorum.) Canlarım 1 Haziran'da beraber kutlamışlar doğum günlerini... Yoktum ama bütün gün aklım onlardaydı:) Tabi fotoğrafları kaptım, biri aşağıda:)
Can bunlar caaaaan:) Tekrar iyi ki doğdunuz!!
Bu arada ev arkadaşım Nadia ile de fotoğrafımız taze ulaştı; onu da ekliyorum. En son tiyatroya gittiğimiz günden...
Haftanın özeti bu... Yeni plan sadece Londra... O da Temmuz sonu... Jübile yapacağım yani...
Daha çok fotoğrafla geleceğim, söz!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)














.jpg)