23 Haziran 2014 Pazartesi

Haziran da biter...


Yeni yazıma başlamadan önce biraz geçmiş yazdıklarımı okudum. Amma depresif yazmışım... Sanırım eve kapanıp, küçücük odama girince böyle yazılar ortaya çıkıyor. Geriye dönüp, geçen 2 aya baktığımda hayatımda bir daha yaşayamayacağım çok keyifli anlar geçirdim. Hatta geçiriyorum da, ama işin içine özlem girince böyle olabiliyormuş anlaşılan... En güzel yanıysa, bir sürü yeni insanla tanışmış olmam bence. Herkesin benzer hikayesi olması tesadüf olamaz belki ama bunları dinlemek ve ömrümün kalan vakitlerinde gideceğim olası ülkelerin hepsinde tanıdıklarımın olması o kadar huzur verici ki...

Bugün uzun yazacağım büyük ihtimal... Hem biraz doluyum; anlatmak istediklerim var, hem de garip bir ruh hali içerisinde olmanın baskısıyla dökülebilirim. Merak etmeyin huzurlu bir ruh hali:)

Şimdi tabi dönmeme az kaldığı için kaygılar artmaya başladı ama iyi düşünceler ve olasılıklar olduğu için kendimi iyi hissediyorum.

Birçok tespit de yapacağım yazın gelmesiyle... Merak etmeyin ben de güneşte yanıyorum 1 haftadır. Gerçekten bir damla yağmur görmedim desem yeridir. Şaşırtıcı...Gölgede uzun kollu giymeye devam ama güneş inanılmaz güzel. Mesela gök yüzü burada da aynı renkmiş temelde;) Tabi sıcağın başlamasıyla sokakta dondurma arabaları gezmeye başladı. Bizde ki "Aygaz" sloganı benzeri bir ses ve korku filmlerini andıran bir müzikle yoldan geçiyorlar. İlk geldiğimde kendimi Türkiye'de sandım diyebilirim. Sonra camı açıp, vosvos minibüsü görünce olayı algılayabildim. Çocuklar çevresine toplanıp dondurma alıyorlar:) Ayyy çok romantik:)
Bir de at sesi duyup cama çıkma hikayem var... Neredeyse benim odamın camının hizasında (zemin üstü) bir atla karşılaştım! Üstünde de polis! Valla normal mi bilmem ama ürkmedim desem yeridir!

Tabi bu güzel havadan faydalanıp, Alexandra Park'taki geleneksel yürüyüşlerime de devam ettim. Sincap kardeşlerle huzura erdik. Her birinin selamı var size...



Yine yazın getirdiği bir diğer "ses" de çim biçme makinesindan çıkan ve benim eşsiz sessizlikteki sokağıma şenlik katan ses! Kendisiyle barıştım, çünkü fonda sürekli bu sesi duyuyoruz. Bu özenle düzenledikleri bahçeleri ne kadar dayanacak merak ediyorum. 1 Günlük yağmura bakar bence:) Umarım ben de gitmeden kendi bahçemde bir mangal partisi vereceğim... 

Burası beyleri daha çok mu ilgilendirir bilemiyorum ama 2 aydır dikkatimi çeken bir konu, bu aralar daha da gündeme geldi doğal olarak. Hatunların, yazın neden güneşte kavrulmak istediğini bir hatun olarak zaten biliyordum ama siz bir de buradaki zenci kadınların uzun ve siyah güzel bacaklarını görseniz!!! Ben onlar geçerken saygı duruşunda bekliyor, sonra yoluma devam ediyorum... Maşallah, ne diyelim...


Bu arada ben güneşli günler geçirirken, İstanbul'a şiddetli yağmur yağmış. İlk başta sevinmiştim yaz geç geliyor diye ama can sıkıcı haberleri okuyunca bu konuya sadece değinmeye karar verdim. Şunu söyleyeyim, her gün yağmur yağan bu memlekette, ufacık bir su birikintisi bile görmedim... Yani bot giymenize falan gerek yok, çünkü suya batma ihtimaliniz yok! İş çözüm bulmakta...




Yine baştan beri yaşadığım ama bu hafta doruk noktasına ulaşan bir krizi daha aktarmak istiyorum. Araplara benzetilmek! Yanlış anlamayın, bu konu kritik biliyorum ve hassas... Ama ben burada dilimizin Türkçe olduğunu, kendimize ait bir dilimizin olduğunu, gerçekten Türkiye'den yani herkesin -nispeten- daha özgür yaşadığı bir ülkeden geldiğimi aktarmaktan çok yoruldum. İşte hassas nokta burada başlıyor... Nerede, hangi şehirde yaşadığının çok önemi var ve işte o yüzden olumlu - olumsuz yargıların anlamsız olduğu bir ülkede yaşadığımızı anlatmaktan sıkıldım...Dünyanın kafasında doğru düzgün bir imajımızın olmaması o kadar garip ki!! Yine inci bir çizgi ama değinmeden geçmek istemedim. 

Bu hafta yine Language Exchange fırtınası devam etti ve çok keyifliydi. Çünkü biliyorsunuz World Cup var... O ülkelerin içerisinde olmamak da ayrı bir can sıkıntısı. Şimdi her şeyi daha iyi anlıyorum! Neyse... Maç olduğu için çok fazla kalabalık değildik ve dışarıda oturabileceğimiz çok güzel bir hava vardı. Bağdaş kurup  - (anaam hayatımda ilk defa yazdım bu kelimeyi:)) - saatlerce, uykumuz gelene kadar oturduk. Ve yine Perşembe gününü de sokaklarda geçirdim. Yaşlandığını kabul eden Ezgi, hafta sonunu evde geçirdi desem?? Tamam Pazar günü hariç... Hava çok güzeldi ve yine arkadaşlarla hem sokaklarda oturarak hem de farklı mekanlara uğrayarak amaçsız gezdik... Ama Manchester'la ilgili değişen hiçbir şey yok:) Evet daha güzel mekanlar keşfettim ve oralara ayrıca gidip fotoğraf çekeceğim. Çünkü nehir kıyısında, aile çay bahçesini andıran ve sürekli mangal yakılan barlar var. Bir arada hayal edebildiniz umarım:) Bu arada o durgun, elit İngilizler var ya, sürekli geğiriyorlar! En güzeli bile! Bira içmesinler lütfen:(

Perşembe günü Futbol Müzesi'ne gittik. Kocaman bir müze... Türkiye'nin bir tanecik, minicik, mini minnacık bir bayrağı bile yoktu:) Ama olsun, güzel bir atmosfer görmüş, gezmiş oldum. Bir daha da gidilmez:) Alttaki fotoğrafta da çok sosyal olan arkadaşlar var...











Bilenler bilir, Facebook'a uzunca bir süre sonra döndüm. Sadece bir saatliğine girip, yeni arkadaşlarımı ekleyecektim ama düşündüğüm gibi olmadı. O kadar çok şey değişmiş ki... Neden kapattığımı hatırladım:) Zaman oldukça hızlı geçmiş... Eski bir sürü fotoğraflar, olaylar sanki dün gibi... Güzel oldu... Hoş geldim :) Hoş da giderim;)

Tabi ben planlara devam. Güzel bir hayat olacak.... Hepinizin de öyle olsun!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder