29 Mayıs 2014 Perşembe
27 Mayıs 2014 Salı
Bu gece babamı çok düşündüm... Zülfü Livaneli'yi dinlerken...
Biliyorum duygusallığa gerek yok ama kız çocuklarının en büyük aşkı babaları olurmuş:)
https://www.youtube.com/watch?v=TByizQrTfD4
Biliyorum duygusallığa gerek yok ama kız çocuklarının en büyük aşkı babaları olurmuş:)
https://www.youtube.com/watch?v=TByizQrTfD4
Saat 01.43
https://www.youtube.com/watch?v=eQjilDmEHP
Hepinize... Çarşamba gününe başlarken;)
** Sırf bu dramatizasyonu yaşamak için bile bazen bir şehir terk edilebilir:)
Puntom olsa da bağıra bağıra İzmir yolunda dinlesem:) Hehehehe
Hepinize... Çarşamba gününe başlarken;)
** Sırf bu dramatizasyonu yaşamak için bile bazen bir şehir terk edilebilir:)
Puntom olsa da bağıra bağıra İzmir yolunda dinlesem:) Hehehehe
Hafta ortasına girmişken tam, burada saat henüz gece 01.30...
Bazen bağıra bağıra şarkı söylemek istersin...
Ama tanıdık ve sözleri kendi dilinde olsun istersin:) (istermişsin)
Bazen de istesen de söyleyemezsin:)
İşte bütün mesele burada gizli;)
Tek dil olsaydı ya...
İyi geceler, çoğunuz 5. rüyasında...
Ama tanıdık ve sözleri kendi dilinde olsun istersin:) (istermişsin)
Bazen de istesen de söyleyemezsin:)
İşte bütün mesele burada gizli;)
Tek dil olsaydı ya...
İyi geceler, çoğunuz 5. rüyasında...
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Liverpool Hatırası
Zaman yine geçiyor...
Normalde akşamları yazmayı daha çok seviyorum ama bu sefer öğle saatlerine kaldı. Ve şu an çok yorgun hissettiğim için neler yazacağımı ben de merak ediyorum.
Son yazdığımdan beri hep dışarıdayım aslında. Çok ilginç şeyler yaşamadım. Yine dışarı çıkıp, vakit geçirmeye çalışıyorum. Ya da dinlenmeye çalışırken, kafamı daha da yoruyorum diyebilirim. Çünkü zaman geçtikçe ve dönüşe biraz daha yaklaştıkça hem seviniyorum hem de strese giriyorum... Henüz buraya gelme amacım olan " ne yapmak istiyorum?" sorusunun cevabına ulaşamadım:) Umudum büyük...
Evet, Liverpool ile başlayalım. En ilginç olan gün buydu çünkü. Bir okul gezisi olarak katıldık ama yıkımdı diyebilirim. Yıkım olan Liverpool değil, hava durumu ve organizasyondu. Yapacak tek şeyse bu negatiflikleri düşünmeden tadını çıkartmaya çalışmaktı. Öncelikle Liverpool dediğimizde Beatles ilk akla gelen şey... Sokaklarda gezerken Beatles ile aynı sokaklarda gezmiş olmak, ilk çaldıkları sahneyi görmek inanılmaz bir duyguydu. Hava dediğim gibi berbattı, iç organlarıma kadar ıslandım ve üşüdüm. O yüzden Liverpool gezisinin tekrarlanması gerektiğine inancım büyük. Kafe ve barlar o kadar sıcak ve keyifliydi ki... Bir klasik olarak, yağmurlu bir havada, minik bir kafeye girip, içeride güzel müzikler dinleyerek huzurlu bir ortamı bulabiliyorsun. Kedi gibi uykun geliyor ve sen biranı yudumluyorsun. Bunları tabii ki kısıtlayarak yaşadım ama her şeye rağmen değerdi. Tabi bir de nehir gördük... Limanların olduğu bir nehir... Hatta martılar... Ama emin olun boğazın o havası yoktu. Ben hiçbir zaman İstanbul aşığı olmadım ama bundan sonra başka bir gözle bakmaya başladığımı söyleyebilirim. Ziyaret etmediğimiz milyonlarca mekanı geride bırakıp dönmek zorundaydık... Liverpool'un kızları meşhurmuş bir de:) Bunu sonradan öğrendim ama gerçekten de saat 16.00 itibariyle çoğunu en süslü halleriyle sarhoş ama aynı anda aklı başında olarak görebiliyorsunuz. Hepsini hafta içi takım elbiselerle ben hayal ettim ve oldu:) İnsan diyor ki, amma sıkılıyorlar hafta içi ki hafta sonu böyle çıldırıyorlar:) Yani kendi kendime iş hayatı burada da aynı diyorum, çaktırmayın;) Bahane çok...Tabi biraz fotoğraf eklemem gerekiyor; ilk defa çok fotoğraf çektim...
Tabii suyu görmüş köylü pozlarımı da buraya eklemezsem olmaz. Aslında çimlerin üzerine oturup havayı koklasaydım belki daha da çok severdim burayı...
Liverpool hikayesi de şimdilik sonlanmıştır.
Özlem'i gönderdik Almanya'ya... Yani bir kişi azaldık diyebiliriz...
Onunla geçtiğimiz yerlerde çektiğim bazı karelerde aşağıda. Hardrock Cafe henüz gitmediğimiz ama merakla gitmeyi beklediğim bir yer... Diğer fotoğraf ise "Gay Village" dan... Akşamları oradan geçmeye maalesef henüz cesaret edemediğimiz için gündüz vakti çekilmiş fotoğrafı sunuyorum size. Manchester fena bir yer değil aslında, onu soğuk yapan bir şeyler olmasa... Çok güzel olacak...
Dün akşamsa yine bizim okulun düzenlediği "Boat Party" e gittim. Yine bir yıkımdı diyebilirim. Yaş ortalamasının çok küçük olması her şeyi etkiliyor... Yine de tadını çıkarmaya çalıştım. Bunun yolu ise bira içmekti. İçtiğim için de güzel geçti...
Bugün tabii ki ölü bir gün... Bu arada yine "Bank Holiday"... Neden olduğunu kimse bilmiyor - üzümünü ye bağını sorma hesabı... Yarın ise öğleden sonra dolu olmaya başlayacağım, amacım ise sabahları daha güzel değerlendirmek aslında... Akşam dışarı çıktığımda ise uyuyabilmek... Bakalım nasıl olacak. Manchester'a yeni gelmiş gibi olacaksın diyorlar... Who knows?
Çok sürükleyici bir yazı olmadı sanırım ama çok yorgunum... Şimdi İspanyol bir arkadaşıma söz verdim ve ondan haber bekliyorum, yani maalesef yine dışarı çıkmam gerekebilir...
Daha keyifli bir günde buluşmak dileğiyle:)
Normalde akşamları yazmayı daha çok seviyorum ama bu sefer öğle saatlerine kaldı. Ve şu an çok yorgun hissettiğim için neler yazacağımı ben de merak ediyorum.
Son yazdığımdan beri hep dışarıdayım aslında. Çok ilginç şeyler yaşamadım. Yine dışarı çıkıp, vakit geçirmeye çalışıyorum. Ya da dinlenmeye çalışırken, kafamı daha da yoruyorum diyebilirim. Çünkü zaman geçtikçe ve dönüşe biraz daha yaklaştıkça hem seviniyorum hem de strese giriyorum... Henüz buraya gelme amacım olan " ne yapmak istiyorum?" sorusunun cevabına ulaşamadım:) Umudum büyük...
Evet, Liverpool ile başlayalım. En ilginç olan gün buydu çünkü. Bir okul gezisi olarak katıldık ama yıkımdı diyebilirim. Yıkım olan Liverpool değil, hava durumu ve organizasyondu. Yapacak tek şeyse bu negatiflikleri düşünmeden tadını çıkartmaya çalışmaktı. Öncelikle Liverpool dediğimizde Beatles ilk akla gelen şey... Sokaklarda gezerken Beatles ile aynı sokaklarda gezmiş olmak, ilk çaldıkları sahneyi görmek inanılmaz bir duyguydu. Hava dediğim gibi berbattı, iç organlarıma kadar ıslandım ve üşüdüm. O yüzden Liverpool gezisinin tekrarlanması gerektiğine inancım büyük. Kafe ve barlar o kadar sıcak ve keyifliydi ki... Bir klasik olarak, yağmurlu bir havada, minik bir kafeye girip, içeride güzel müzikler dinleyerek huzurlu bir ortamı bulabiliyorsun. Kedi gibi uykun geliyor ve sen biranı yudumluyorsun. Bunları tabii ki kısıtlayarak yaşadım ama her şeye rağmen değerdi. Tabi bir de nehir gördük... Limanların olduğu bir nehir... Hatta martılar... Ama emin olun boğazın o havası yoktu. Ben hiçbir zaman İstanbul aşığı olmadım ama bundan sonra başka bir gözle bakmaya başladığımı söyleyebilirim. Ziyaret etmediğimiz milyonlarca mekanı geride bırakıp dönmek zorundaydık... Liverpool'un kızları meşhurmuş bir de:) Bunu sonradan öğrendim ama gerçekten de saat 16.00 itibariyle çoğunu en süslü halleriyle sarhoş ama aynı anda aklı başında olarak görebiliyorsunuz. Hepsini hafta içi takım elbiselerle ben hayal ettim ve oldu:) İnsan diyor ki, amma sıkılıyorlar hafta içi ki hafta sonu böyle çıldırıyorlar:) Yani kendi kendime iş hayatı burada da aynı diyorum, çaktırmayın;) Bahane çok...Tabi biraz fotoğraf eklemem gerekiyor; ilk defa çok fotoğraf çektim...
Tren yolculuğunun dayanılmaz hafifliği :)
Cavern Liverpool, Beatles'ın çaldığı ilk sahne... O kadar güzel ki.....
Tabii ki işin ticari tarafını unutmamamız lazım... Gözlüklere elim gitti almak için ama, almadım... Belki bir daha ki gidişimde...
Kendisi yeni erkek arkadaşım:)
Bahsettiğim Kafe'lerden birinde otururken, dışarıdaki yağmuru izlemek güzeldi...
Abbey Road'a yağmur yüzünden gidemedik ama gitmiş gibi yaptık...
İşin ticari boyutu yine... Ben de bir şeyler aldım elbet... Sürpriz...
Tabii suyu görmüş köylü pozlarımı da buraya eklemezsem olmaz. Aslında çimlerin üzerine oturup havayı koklasaydım belki daha da çok severdim burayı...
İngiltere'de meshur olan bir diğer şeyse neredeyse her şehirde dönme dolap olması. Biz de nasibimizi aldık. Korkmadım diyemem ama en azından binmedim dememek için korkuyu görmezden gelebildim
Liverpool hikayesi de şimdilik sonlanmıştır.
Özlem'i gönderdik Almanya'ya... Yani bir kişi azaldık diyebiliriz...
Onunla geçtiğimiz yerlerde çektiğim bazı karelerde aşağıda. Hardrock Cafe henüz gitmediğimiz ama merakla gitmeyi beklediğim bir yer... Diğer fotoğraf ise "Gay Village" dan... Akşamları oradan geçmeye maalesef henüz cesaret edemediğimiz için gündüz vakti çekilmiş fotoğrafı sunuyorum size. Manchester fena bir yer değil aslında, onu soğuk yapan bir şeyler olmasa... Çok güzel olacak...
Dün akşamsa yine bizim okulun düzenlediği "Boat Party" e gittim. Yine bir yıkımdı diyebilirim. Yaş ortalamasının çok küçük olması her şeyi etkiliyor... Yine de tadını çıkarmaya çalıştım. Bunun yolu ise bira içmekti. İçtiğim için de güzel geçti...
Bugün tabii ki ölü bir gün... Bu arada yine "Bank Holiday"... Neden olduğunu kimse bilmiyor - üzümünü ye bağını sorma hesabı... Yarın ise öğleden sonra dolu olmaya başlayacağım, amacım ise sabahları daha güzel değerlendirmek aslında... Akşam dışarı çıktığımda ise uyuyabilmek... Bakalım nasıl olacak. Manchester'a yeni gelmiş gibi olacaksın diyorlar... Who knows?
Çok sürükleyici bir yazı olmadı sanırım ama çok yorgunum... Şimdi İspanyol bir arkadaşıma söz verdim ve ondan haber bekliyorum, yani maalesef yine dışarı çıkmam gerekebilir...
Daha keyifli bir günde buluşmak dileğiyle:)
20 Mayıs 2014 Salı
Su
Hadi bakalım yeni yazı oluşturalım...
Bir şekilde hayata devam ediyorsun işte... Hayatta kalmanın gereği belki de...
"Woven Hand" den "Story and Pictures" dinliyorum...
Evde ölüm sessizliği olduğu için kulaklığı taktım ve nefes almaya çalışıyorum.
Evet, nefes almaya çalıştığım kesin. Manchester macerasını tanımlayan tek kelime bu olacak sanırım sonunda. Hem iyi hem de kötü anlamda. Uzun süre güneşi gördük burada, 4 gün sanırım... Emin olduğum tek şey; gerçekten benim güneşle çalıştığım. Güneş yok olduğu anda ben de tüm umutsuzlukları içimde toplamaya hazırım. Ama ne diyoruz; müzik ruhu temizlesin! Ve biz güneşli günlere dönelim!
Geçen hafta da pek bir şey yazmadım ama aslında çok ilginç olaylar yaşamadığımı da söyleyebilirim. İster istemez rutine biniyor sanırım. Bütün haftayı buranın kurallarına uyarak geçirdim diyebilirim. Özellikle bir geceyi, Greek Restoranı ve 3 klasik İngiliz mekanı gezerek geçirdim. Benim için dolu dolu bir gece oldu. Mekanları tanımak için güzeldi diyebilirim. Greek Restoranı'nda gelen mezelerle günüm zaten şenlenmişti, evet Uzo her zamanki gibi bir hayal kırıklığı olarak kalacak. Maalesef o gece fotoğraf çekmeyi atlamışım (Biraz da korkumdan diyebilirim - hırsızlık inanılmaz yaygın - ) O yüzden neler yediğimi ve ne tür mekanları gezdiğimi gösteremeyeceğim. Ama hangisi bizim, hangisi onların yemeği krizini elbette yaşadık! Ertesi gün ise Türk Kahvesi ve buldum! Ama bizim bildiğimizden falan değil - Sanırım Türkiye diye başka bir ülke daha var?? (Keşke olsa mı?) Tabi bir de Türk gecesi yaptık!
Tabi bu bahsettiğim gecenin ardından başıma bir şey gelmese şaşardım. Benim sadece 3 haftalık anahtarım, beni terk etme kararı alarak şehrin sokaklarına vurmuş kendini... Yani bu diyarda anahtarsız kaldım, hem de 3 kapılı evin tüm anahtarlarını kaybettim.Ve tabi "Honest" Ezgi - tüm detayları ev sahibine anlatarak, koca evin 3 kapısının anahtarlarını değiştirtirtmek durumunda kaldı. Bu değil de, bu durumun ne kadara mal olduğu önemli... Neyse o bana kalsın ama 1 gün evde, başımı ellerimin arasına alarak, yatağın üstünde geçirdim diyebilirim. Klasik hatun tribiyle " Bana mutlu olmak yaramıyor işte!" dedim... Bu olayı sindirdim çünkü Manchester güneşliydi! Cumartesi'yi depresyonda, Pazar gününü ise çimlerin üzerinde güneşlenerek geçirdim. Benim için nefes aldığım günlerden biriydi diyebilirim rahatlıkla...Keşke hiçbir şey düşünmeden ya da en azından mutlu anıları düşünerek geçirdiğimiz zamanları arttırabilsek... Bunun formülünü bilen varsa söylesin olur mu? Gerçi benle arkadaşsanız bu yazıyı okuyorsunuzdur, benim arkadaşımsanız da bu formülü bilme ihtimaliniz zor diye düşünüyorum.
Pazar gününden fotoğraflarım var...
Anyway:)
Aaaa tabi geçen Cuma bir de ikinci tiyatro deneyimimi yaşadım. Bu sefer biraz daha modern bir oyuna giderek, kendimizi tatmin ettik ve sanki biz gelişmişiz gibi yaparak sevindik:)
Bugün kahve içmek için Costa'da otururken aklımdan geçen bir soruya cevap ararken aşağıdaki arkadaşla karşılaştım. Bu bi işaret mi:) Ne olur işaret olsun!
Tabi Costa hikayesinde yanı başımda oturan iki kadının mülakatta olmasına ne dersiniz? İş yerimden okuyan olursa bilemeyeceğim ama dürüst biri olarak "özlemediğimi" içtenlikle söyleyebilirim.
Size sincapların fotoğraflarını çekmek istiyorum ama çok hızlı hareket ediyorlar. Biraz bekleyeceğiz... Şehrin hiçbir köşesinde kedi görmediğimi söylememiştim değil mi? Parkta oturup yemek yerken bir eksiklik hissetmiyor değilim... Yemeğimi paylaşacak bir kedim bile yok:( Ama etraf çöp dolu! Yaklaşık 3 hafta önce taşındığımda gördüğüm bir muz kabuğu hala aynı yerde duruyor! Tabi evrim geçirdi, o ayrı! Avrupa'dayız!
Bu hafta sonu belki Liverpool semalarından size farklı bir şeyler sunabilirim.
Hayat devam ediyor, ben dengesiz bir şekilde her şeyin iyi olmasını hayal ediyorum.
Ayak sallamaya daha hızlı devam.... ;)
Bu yazının başlığı "Su" olsun istedim...
"Devotchka" dinleyip, geceye devam edebiliriz. Yeni tavsiyem de bu olsun
Kendinize iyi bakın
Bir şekilde hayata devam ediyorsun işte... Hayatta kalmanın gereği belki de...
"Woven Hand" den "Story and Pictures" dinliyorum...
Evde ölüm sessizliği olduğu için kulaklığı taktım ve nefes almaya çalışıyorum.
Evet, nefes almaya çalıştığım kesin. Manchester macerasını tanımlayan tek kelime bu olacak sanırım sonunda. Hem iyi hem de kötü anlamda. Uzun süre güneşi gördük burada, 4 gün sanırım... Emin olduğum tek şey; gerçekten benim güneşle çalıştığım. Güneş yok olduğu anda ben de tüm umutsuzlukları içimde toplamaya hazırım. Ama ne diyoruz; müzik ruhu temizlesin! Ve biz güneşli günlere dönelim!
Geçen hafta da pek bir şey yazmadım ama aslında çok ilginç olaylar yaşamadığımı da söyleyebilirim. İster istemez rutine biniyor sanırım. Bütün haftayı buranın kurallarına uyarak geçirdim diyebilirim. Özellikle bir geceyi, Greek Restoranı ve 3 klasik İngiliz mekanı gezerek geçirdim. Benim için dolu dolu bir gece oldu. Mekanları tanımak için güzeldi diyebilirim. Greek Restoranı'nda gelen mezelerle günüm zaten şenlenmişti, evet Uzo her zamanki gibi bir hayal kırıklığı olarak kalacak. Maalesef o gece fotoğraf çekmeyi atlamışım (Biraz da korkumdan diyebilirim - hırsızlık inanılmaz yaygın - ) O yüzden neler yediğimi ve ne tür mekanları gezdiğimi gösteremeyeceğim. Ama hangisi bizim, hangisi onların yemeği krizini elbette yaşadık! Ertesi gün ise Türk Kahvesi ve buldum! Ama bizim bildiğimizden falan değil - Sanırım Türkiye diye başka bir ülke daha var?? (Keşke olsa mı?) Tabi bir de Türk gecesi yaptık!
Tabi bu bahsettiğim gecenin ardından başıma bir şey gelmese şaşardım. Benim sadece 3 haftalık anahtarım, beni terk etme kararı alarak şehrin sokaklarına vurmuş kendini... Yani bu diyarda anahtarsız kaldım, hem de 3 kapılı evin tüm anahtarlarını kaybettim.Ve tabi "Honest" Ezgi - tüm detayları ev sahibine anlatarak, koca evin 3 kapısının anahtarlarını değiştirtirtmek durumunda kaldı. Bu değil de, bu durumun ne kadara mal olduğu önemli... Neyse o bana kalsın ama 1 gün evde, başımı ellerimin arasına alarak, yatağın üstünde geçirdim diyebilirim. Klasik hatun tribiyle " Bana mutlu olmak yaramıyor işte!" dedim... Bu olayı sindirdim çünkü Manchester güneşliydi! Cumartesi'yi depresyonda, Pazar gününü ise çimlerin üzerinde güneşlenerek geçirdim. Benim için nefes aldığım günlerden biriydi diyebilirim rahatlıkla...Keşke hiçbir şey düşünmeden ya da en azından mutlu anıları düşünerek geçirdiğimiz zamanları arttırabilsek... Bunun formülünü bilen varsa söylesin olur mu? Gerçi benle arkadaşsanız bu yazıyı okuyorsunuzdur, benim arkadaşımsanız da bu formülü bilme ihtimaliniz zor diye düşünüyorum.
Pazar gününden fotoğraflarım var...
Güneş görmüş "Köylü"
(Refik Beyimizin İspanyol ev arkadaşları :)
Anyway:)
Aaaa tabi geçen Cuma bir de ikinci tiyatro deneyimimi yaşadım. Bu sefer biraz daha modern bir oyuna giderek, kendimizi tatmin ettik ve sanki biz gelişmişiz gibi yaparak sevindik:)
Bugün kahve içmek için Costa'da otururken aklımdan geçen bir soruya cevap ararken aşağıdaki arkadaşla karşılaştım. Bu bi işaret mi:) Ne olur işaret olsun!
Tabi Costa hikayesinde yanı başımda oturan iki kadının mülakatta olmasına ne dersiniz? İş yerimden okuyan olursa bilemeyeceğim ama dürüst biri olarak "özlemediğimi" içtenlikle söyleyebilirim.
Size sincapların fotoğraflarını çekmek istiyorum ama çok hızlı hareket ediyorlar. Biraz bekleyeceğiz... Şehrin hiçbir köşesinde kedi görmediğimi söylememiştim değil mi? Parkta oturup yemek yerken bir eksiklik hissetmiyor değilim... Yemeğimi paylaşacak bir kedim bile yok:( Ama etraf çöp dolu! Yaklaşık 3 hafta önce taşındığımda gördüğüm bir muz kabuğu hala aynı yerde duruyor! Tabi evrim geçirdi, o ayrı! Avrupa'dayız!
Bu hafta sonu belki Liverpool semalarından size farklı bir şeyler sunabilirim.
Hayat devam ediyor, ben dengesiz bir şekilde her şeyin iyi olmasını hayal ediyorum.
Ayak sallamaya daha hızlı devam.... ;)
Bu yazının başlığı "Su" olsun istedim...
"Devotchka" dinleyip, geceye devam edebiliriz. Yeni tavsiyem de bu olsun
Kendinize iyi bakın
18 Mayıs 2014 Pazar
Sessizlik
Yeni bir yazıya daha başlamanın inanılmaz gerginliği ile karşınızdayım...
Aslında içimden yazmak geçmiyor, daha doğrusu birçok şey yazmak geçiyor ama toparlamakta güçlük çekiyorum.
Tabii ki ben de haftayı Soma felaketi ile geçirdim.
Uzaktan bu felaketi takip etmekse çok daha farklı bir duygu.
Çünkü burada sen acını yaşamaktansa olanları anlatmaya çalışıyorsun buradakilere ve yabancı basın da tüm yaşananları gösterdiği için herkes olanların farkında... Merak ettikleri bir şey yok, yalnızca ayıplayacak birini arıyorlar. O da sen oluveriyorsun bir anda. Herkes hayretle izlediği tekmeleri, tokatları, söylemleri anlatıyor. Keşke hepsi montaj diyebilsek...
Örneğin Van'da da yaşamadık mı benzer rezaleti?
İşte bu sebepten, kısaca, iyi olduğumu, utanarak söylemek istiyorum.
Yaptığım şeylere daha alıştım ve artık Manchester'ı sevdiğimi söyleyebilirim.
Ama İngiltere faslı benim için çok da kalıcı olmayacak onu söyleyebilirim.
Belki başka bir Avrupa ülkesi?
Neler yaptığımı yazmak içimden gelmiyor...
Sadece hayatıma devam ettim.
İyi olmaya çalışın
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Midlake reklamı
https://www.youtube.com/watch?v=K60mW-Ajm5
Bir de bunu sesli dinleyebilirsiniz! Hepsini dinleyin ama!
Bir de bunu sesli dinleyebilirsiniz! Hepsini dinleyin ama!
İlk Durak: Leeds
Hi everyone:)
Bugün keyfim yerinde, yani yazabilirim.
Kendi kendime yazdığım zamanlarda hep kötü anlarımı kolluyordum ama şimdi işler değişti:)
Herkese kötüyüm, özlüyorum demek olmaz tabi, her şeyin bir adabı var.
Şimdi keyfimin yerinde olmasının ilk nedeni; bugün, uzun süredir ilk defa güneşi gördüm:)
Özlemenin güzel yanları...
Bir de kendime "Mojo" adında bir müzik dergisi almıştım.(Nilay Kaya'ya sevgiler:))
Ve belki siz biliyorsunuzdur ama ben yeni keşfettim: "Midlake"
Şu an son ses dinliyorum... Aşağıdaki şarkı biraz depresif - gerçi hepsi depresif gelebilir - ama sözler ve müzik bence harika!!!
İkinci linki denemenizi tavsiye ederim!! Benim için mutluluk bu işte, her geçen gün daha iyi anlayabiliyorum.
Son ses, sadece müziği dinleyip hissedebiliyorum (kulaklıkla tabi). Belki hepimiz öyleyiz ama; benim için müzik niyeyse hep korktuğum ama aynı zamanda çok sevdiğim bir şey oldu. Son yıllarda özgürlükle birlikte bunu daha da iyi hissediyorum! :)
https://www.youtube.com/watch?v=fOhld2fgZlY
https://www.youtube.com/watch?v=EK7YFRmFdOM&list=PL966A18A46DF49050
Üçüncü mutluluk verici olaysa bulgur pilavı ve turşu yedim bugün! Hem de pilavı istediğim gibi kendim yaptım. Yani karnım da tok:)
Bir diğer konuysa ev arkadaşlarımdan biriyle sosyalleşebildik nihayet:) Seyahat programımızı hazırladık bile!
Şimdi Cumartesi gününe dönersek... O gece de Language Exchange'den tanıştığımız İspanyol Anna sayesinde canlı müzik dinleyebileceğimiz bir mekana gittik. Evet bira pahalıydı ama mekanı görmeye değerdi. Sonradan, Anna yerini Refik'in İspanyol ev arkadaşlarına devretti. Kısacası Türk - İspanyol kardeşliğinin dibine vurduk:)
Pazarsa artık hareket vakti geldi ve Leeds yolları gözüktü.
Çok da bir şey yokmuş dersem kimse alınmaz herhalde? Aramızda Leeds'li olan yok değil mi:)
Neyse görmedim demeyeceğim.
Manchester'ı küçültüp kopyalamışlar:)
Ben de fotoğraf çekmeyi ve tabii ki güzel bir pub bulup Guinness içmeyi becerdim
Dışarıda banklar vardı ve her yaştan insan toplanmış birasını yudumluyordu. Ve tabii ki herkes müdavim olduğu için biz biraz garipsendik bence. Yine de bir "Hello" yu esirgemediler sağ olsunlar:)
Küçükken günübirlik pikniğe gittiğinizde açık hava bi çarpardı ya... Aynen öyle bir yorgunlukla döndük.
Yine 4 mevsimi yaşadık gün içinde. Bence başka mevsimler de var, henüz keşfedilmemiş.
Çünkü burada yaşadığım veya yaşadığımız şey başka bir şey bence.
Bir detay daha, herkes nem kokuyor:)
En kokoşu bile! Benim burnum o kokuya biraz yatkın - ne de olsa İstanbul'un ara katta olup da tek su alan evinde yaşadım -
Bu arada yeni meşgaleler bulma yönünde oldukça yol katettim
Yeri gelince anlatırım...
Henüz bloğa yeni bir soluk katamayacağım; okuma oranımın düştüğünün farkındayım ama yapacak bir şey yok. Kendimle baş başa kalacağımı bir gün, biliyordum :P
Şimdi biraz dışarı çıkıp geleneklere uyma zamanı!
I will survive!
Bugün keyfim yerinde, yani yazabilirim.
Kendi kendime yazdığım zamanlarda hep kötü anlarımı kolluyordum ama şimdi işler değişti:)
Herkese kötüyüm, özlüyorum demek olmaz tabi, her şeyin bir adabı var.
Şimdi keyfimin yerinde olmasının ilk nedeni; bugün, uzun süredir ilk defa güneşi gördüm:)
Özlemenin güzel yanları...
Bir de kendime "Mojo" adında bir müzik dergisi almıştım.(Nilay Kaya'ya sevgiler:))
Ve belki siz biliyorsunuzdur ama ben yeni keşfettim: "Midlake"
Şu an son ses dinliyorum... Aşağıdaki şarkı biraz depresif - gerçi hepsi depresif gelebilir - ama sözler ve müzik bence harika!!!
İkinci linki denemenizi tavsiye ederim!! Benim için mutluluk bu işte, her geçen gün daha iyi anlayabiliyorum.
Son ses, sadece müziği dinleyip hissedebiliyorum (kulaklıkla tabi). Belki hepimiz öyleyiz ama; benim için müzik niyeyse hep korktuğum ama aynı zamanda çok sevdiğim bir şey oldu. Son yıllarda özgürlükle birlikte bunu daha da iyi hissediyorum! :)
https://www.youtube.com/watch?v=fOhld2fgZlY
https://www.youtube.com/watch?v=EK7YFRmFdOM&list=PL966A18A46DF49050
Üçüncü mutluluk verici olaysa bulgur pilavı ve turşu yedim bugün! Hem de pilavı istediğim gibi kendim yaptım. Yani karnım da tok:)
Bir diğer konuysa ev arkadaşlarımdan biriyle sosyalleşebildik nihayet:) Seyahat programımızı hazırladık bile!
Şimdi Cumartesi gününe dönersek... O gece de Language Exchange'den tanıştığımız İspanyol Anna sayesinde canlı müzik dinleyebileceğimiz bir mekana gittik. Evet bira pahalıydı ama mekanı görmeye değerdi. Sonradan, Anna yerini Refik'in İspanyol ev arkadaşlarına devretti. Kısacası Türk - İspanyol kardeşliğinin dibine vurduk:)
Konser öncesi ...
Komiklik olsun - British soğukluğu
Pazarsa artık hareket vakti geldi ve Leeds yolları gözüktü.
Çok da bir şey yokmuş dersem kimse alınmaz herhalde? Aramızda Leeds'li olan yok değil mi:)
Neyse görmedim demeyeceğim.
Manchester'ı küçültüp kopyalamışlar:)
Ben de fotoğraf çekmeyi ve tabii ki güzel bir pub bulup Guinness içmeyi becerdim
Dışarıda banklar vardı ve her yaştan insan toplanmış birasını yudumluyordu. Ve tabii ki herkes müdavim olduğu için biz biraz garipsendik bence. Yine de bir "Hello" yu esirgemediler sağ olsunlar:)
Küçükken günübirlik pikniğe gittiğinizde açık hava bi çarpardı ya... Aynen öyle bir yorgunlukla döndük.
Yine 4 mevsimi yaşadık gün içinde. Bence başka mevsimler de var, henüz keşfedilmemiş.
Çünkü burada yaşadığım veya yaşadığımız şey başka bir şey bence.
Bir detay daha, herkes nem kokuyor:)
En kokoşu bile! Benim burnum o kokuya biraz yatkın - ne de olsa İstanbul'un ara katta olup da tek su alan evinde yaşadım -
Bu arada yeni meşgaleler bulma yönünde oldukça yol katettim
Yeri gelince anlatırım...
Henüz bloğa yeni bir soluk katamayacağım; okuma oranımın düştüğünün farkındayım ama yapacak bir şey yok. Kendimle baş başa kalacağımı bir gün, biliyordum :P
Şimdi biraz dışarı çıkıp geleneklere uyma zamanı!
I will survive!
8 Mayıs 2014 Perşembe
Nefes Almak
Bir haftayı daha bitiriyorum...
Her şeye rağmen çabuk geçiyor...
İçindeyken zamanın, hisler biraz farklı oluyor... yani bazı şeyleri anlayamayabiliyor insan.
Yazma sıklığımı azaltmamın en önemli nedeni ise yeni şeylerin çok fazla eklenmemesi aslında.
Sürekli "How long have you been in here?" ile başlayan sorularla geçiyor. İsimlerin bile
hiçbir anlamı yok, çünkü kimse kimsenin ismini hatırlamıyor.
Detaylar var yine fazlaca... Gördükçe not alıyorum..
Biliyorsunuz otobüs maceralarım başladı burada.
Mesela hiçbir otobüs tıka basa değil, herkes oturabiliyor; doğal olarak yer verme gibi bir kargaşa yok ortada. Bunu nasıl sağladıklarını tam çözemedim ama milyonlarca cadde var ve her cadde için ayrı bir otobüs şirketi, ayrı bir hat çalışıyor. Doğal olarak da yoğunluk fazla olmuyor sanırım. Trafik, burada da yağmur arttığı anda sıkışıyor ve araçlar için ışıklar çok kısa süre yandığı için 5 dakikalık mesafe 15 dakika oluveriyor. Buna herkes alışkın, o yüzden oflama puflama duymuyorsun. Ben hariç:) Haaa bir de otobüsten inerken herkes şoföre teşekkür ediyor... Yine sabah yolda karşılaştığın herkesle selamlaşıyor, en azından ufak bir tebessüm paylaşıyorsun.
Açlık durumum ortada:) Evde yemek yapıyorum ama hiçbir şeyin tadı aynı değil. O yüzden aynı keyifle yemiyorum. Maymun misali muzla besleniyorum dersem yeridir:) Şimdi yeni projem spora başlamak... Bugün Alexandra Park'ta ilk keşfimi yaptım. Saçma bir gölet yapmışlar parka (millet çevresinde oturup şiir yazıyor:) Göletin içinde de değişik türde, koruma altına aldıkları canlılar var.
Şimdi dalga geçmeyi bırakıyorum, tamam. İnanılmaz güzel bir doğa dersem yanlış olmaz. Müziğimi dinleyerek 1 saate yakın yürüdüm ve nefes aldım gerçekten. Yine parkta herkesle selamlaşıyorsun. Tüm bunlar, insanı biraz daha "ait" hissettiriyor. Kısacası, bundan sonra, hafta sonu dışında, hafta içi de birkaç günümü yürüyüşe ayırmaya karar verdim. Hatta belki bir süre sonra koşmaya da başlayabilirim, neden olmasın?
Dün akşam, benim en sevdiğim gündü biliyorsunuz. Language Exchange vardı tabii ki. Yalnız tabiri caizse "leş" gibi yağmur yağıyordu. Ona rağmen azimle gittim. Yine çok keyifliydi... Çok fazla insanla tanışmadım ama bu daha iyi... Çünkü yeni gördüğün insanlarla detaylı konuşamıyorsun... Aslında o yüzden çok daha keyifli olmaya başladı. Arkadaşlarımın bir kısmı aşağıdadır; dediğim gibi çoğunun adını bile bilmiyorum bu arada:)
.JPG)
Bu sefer biraz daha uzun kaldım, hatta sonrasında o sevmediğim gençler mekanına da gittim. Çünkü saat 12'ye geliyordu ve taksiye kalmıştım. O yüzden de devam etmek daha anlamlı geldi.
Bu mekan bahsettiğim ve hiç sevmediğim "Footage" denilen disko gibi bir mekan işte
Yukardaki genç, Kevin, 19 yaşında bir Fransız... Benim Student Castle'da mutfağı paylaştığım iki kişiden biri:) Diğeri ise Özlem:)
Bugünse uyanamadım ve gerçek bir öğrenci misali dersimi ektim. Ama çok güzel oldu; kendime, nefes almaya ayırdığım bir gün oldu, olacak da...
Anladığım tek şeyse, gece dışarı çıkma planları için biraz yaşlanmış olduğum:) En azından bu tür eğlenceler için... Bir an önce güzel müzik dinleyebileceğim mekanları keşfetmem lazım:)
Bugün de yaşadığım gibi, bazı günler uyandığımda hangi zamanda olduğumu unutuyorum; bu normal mi bilemiyorum ama sanki hiç iş hayatına başlamamışım ve üniversite hayatım devam ediyormuş gibi hissediyorum. Ve normal zamana dönmem 3-5 saniyemi alıyor. Bu beni bazen endişelendiriyor aslında... Siz ne dersiniz? İyiyim, yaşayacağım değil mi?
Hiç hayatımda bu kadar kalabalık ve yalnız olmamışım, bunu anladım. Tam da aradığım bu sanırım. Her gün, kafamdaki her şey biraz daha netleşiyor. İçinde bulunduğum durumun ne kadar özel olduğunu ve ne kadar çok çaba harcayarak ulaştığımı hatırladıkça daha iyi hissediyorum.
Bir sürü şey özledim o kesin, hatta bazılarını daha çok sevmeye başladım.
Ama hayatımın geri kalan zamanında, zaten o özlediğim şeyleri yaparak geçireceğimi düşündüğümde iyi hissediyorum.
Şimdilik benden bu kadar...
Bu haftayı da devirdik, darısı diğer haftaların başına;)
Her şeye rağmen çabuk geçiyor...
İçindeyken zamanın, hisler biraz farklı oluyor... yani bazı şeyleri anlayamayabiliyor insan.
Yazma sıklığımı azaltmamın en önemli nedeni ise yeni şeylerin çok fazla eklenmemesi aslında.
Sürekli "How long have you been in here?" ile başlayan sorularla geçiyor. İsimlerin bile
hiçbir anlamı yok, çünkü kimse kimsenin ismini hatırlamıyor.
Detaylar var yine fazlaca... Gördükçe not alıyorum..
Biliyorsunuz otobüs maceralarım başladı burada.
Mesela hiçbir otobüs tıka basa değil, herkes oturabiliyor; doğal olarak yer verme gibi bir kargaşa yok ortada. Bunu nasıl sağladıklarını tam çözemedim ama milyonlarca cadde var ve her cadde için ayrı bir otobüs şirketi, ayrı bir hat çalışıyor. Doğal olarak da yoğunluk fazla olmuyor sanırım. Trafik, burada da yağmur arttığı anda sıkışıyor ve araçlar için ışıklar çok kısa süre yandığı için 5 dakikalık mesafe 15 dakika oluveriyor. Buna herkes alışkın, o yüzden oflama puflama duymuyorsun. Ben hariç:) Haaa bir de otobüsten inerken herkes şoföre teşekkür ediyor... Yine sabah yolda karşılaştığın herkesle selamlaşıyor, en azından ufak bir tebessüm paylaşıyorsun.
Açlık durumum ortada:) Evde yemek yapıyorum ama hiçbir şeyin tadı aynı değil. O yüzden aynı keyifle yemiyorum. Maymun misali muzla besleniyorum dersem yeridir:) Şimdi yeni projem spora başlamak... Bugün Alexandra Park'ta ilk keşfimi yaptım. Saçma bir gölet yapmışlar parka (millet çevresinde oturup şiir yazıyor:) Göletin içinde de değişik türde, koruma altına aldıkları canlılar var.
Şimdi dalga geçmeyi bırakıyorum, tamam. İnanılmaz güzel bir doğa dersem yanlış olmaz. Müziğimi dinleyerek 1 saate yakın yürüdüm ve nefes aldım gerçekten. Yine parkta herkesle selamlaşıyorsun. Tüm bunlar, insanı biraz daha "ait" hissettiriyor. Kısacası, bundan sonra, hafta sonu dışında, hafta içi de birkaç günümü yürüyüşe ayırmaya karar verdim. Hatta belki bir süre sonra koşmaya da başlayabilirim, neden olmasın?
Dün akşam, benim en sevdiğim gündü biliyorsunuz. Language Exchange vardı tabii ki. Yalnız tabiri caizse "leş" gibi yağmur yağıyordu. Ona rağmen azimle gittim. Yine çok keyifliydi... Çok fazla insanla tanışmadım ama bu daha iyi... Çünkü yeni gördüğün insanlarla detaylı konuşamıyorsun... Aslında o yüzden çok daha keyifli olmaya başladı. Arkadaşlarımın bir kısmı aşağıdadır; dediğim gibi çoğunun adını bile bilmiyorum bu arada:)
Bu sefer biraz daha uzun kaldım, hatta sonrasında o sevmediğim gençler mekanına da gittim. Çünkü saat 12'ye geliyordu ve taksiye kalmıştım. O yüzden de devam etmek daha anlamlı geldi.
Bu mekan bahsettiğim ve hiç sevmediğim "Footage" denilen disko gibi bir mekan işte
Yukardaki genç, Kevin, 19 yaşında bir Fransız... Benim Student Castle'da mutfağı paylaştığım iki kişiden biri:) Diğeri ise Özlem:)
Anladığım tek şeyse, gece dışarı çıkma planları için biraz yaşlanmış olduğum:) En azından bu tür eğlenceler için... Bir an önce güzel müzik dinleyebileceğim mekanları keşfetmem lazım:)
Bugün de yaşadığım gibi, bazı günler uyandığımda hangi zamanda olduğumu unutuyorum; bu normal mi bilemiyorum ama sanki hiç iş hayatına başlamamışım ve üniversite hayatım devam ediyormuş gibi hissediyorum. Ve normal zamana dönmem 3-5 saniyemi alıyor. Bu beni bazen endişelendiriyor aslında... Siz ne dersiniz? İyiyim, yaşayacağım değil mi?
Hiç hayatımda bu kadar kalabalık ve yalnız olmamışım, bunu anladım. Tam da aradığım bu sanırım. Her gün, kafamdaki her şey biraz daha netleşiyor. İçinde bulunduğum durumun ne kadar özel olduğunu ve ne kadar çok çaba harcayarak ulaştığımı hatırladıkça daha iyi hissediyorum.
Bir sürü şey özledim o kesin, hatta bazılarını daha çok sevmeye başladım.
Ama hayatımın geri kalan zamanında, zaten o özlediğim şeyleri yaparak geçireceğimi düşündüğümde iyi hissediyorum.
Şimdilik benden bu kadar...
Bu haftayı da devirdik, darısı diğer haftaların başına;)
5 Mayıs 2014 Pazartesi
Yine mi "Bank Holiday"?
Başlıktan da anlaşıldığı üzere bugün yine tatildi...
Şimdi tatil güzel anladık ama daha yorulmadan da olmaz ki...
Bizdeki tatil anlayışına da benzemiyor bunlarınki... Her yer kapalı...
Halbuki bizdeki mantıkla mekanlar daha fazla kazandığı için açık olmalı... Buradaysa herkesin tatil hakkı var.
Ayrıca tartışırız...
Bugünler benim için biraz zor geçiyor. Tam da söylendiği gibi, kendini yabancı hissetme hali başladı.
Evet birçok kişiye göre keyifli vakit geçiriyorum ama bendeki genel huzursuzluk halini düşünürsek, bir de buna yağmuru - bulutu katarsak biraz zorlanıyorum.
Özellikle yeni taşındığım ev, mükemmel hatta birçoğumuzun hayalindeki ev olabilir. Ancak o kadar sessiz ki...Kızlar sürekli ders çalışıyorlar, o yüzden nefes alıp vermek bile duyuluyormuş gibi geliyor insana...
Nerede kalmıştık... Pazar günü standart olarak ev alışverişi ve dışarıda yapılan kısa bir gezintiyle son buldu diyebilirim. Aslında önce Cumartesi akşamına gelmek lazım. Akşam saat 9.30'da aldığım dışarı çıkma kararının ne kadar öğretici olduğundan bahsetmeliyim. Çünkü artık şehir merkezinden uzakta ve otobüslerle baş başa olduğumu anlama zamanı gelmişti. Otobüs durağım böyle:) Küçük beyaz bir tabela var ya, işte o- koca caddede kimsenin olmadığına dikkatinizi çekerim, öğleden sonra bir de -
Neyse, gece saat 10.00'da arkadaşlarımın yanına vardığımda son otobüsün 11.30 gibi olduğunu öğrendim. Çok yorgun olduğum için daha fazla kalmaya da niyetim yoktu. Bu arada yeni kişilerle kısa da olsa tanışmış oldum. Talia yeni kankam;) Herkesle bir ton plan yapıyoruz ama bakalım ne olacak?
Otobüse binme maceram ise 10 Pound taksi parasıyla son buldu; e madem taksiye bineceksin niye erken kalktın? İşte beyin bozumu buna denir... Akılsız başın cezasını cüzdan çekermiş... Babamın dediği gibi "deneyimlerim biraz pahalı" :)
Pazar günü de bir nevi psişik olarak geçti:) Tabi peynir - zeytin ve yumurtalı ilk kahvaltımı da yaptım. Hatta zeytinyağım bile var. Bu güzel detaydan sonra, bahsettiğim ev alışverişi, yine merkeze kısa bir seyahat, ve kahve / yemek buluşmasıyla sonlandı. Tabi eve gelip, yeni aldığım bira (Foster) ve patlaşmış mısır keyfinde, patlamış mısırın tatlı çıkarak yine bir hayalimin sonlandığının altını çizmeliyim. Ben ne biliyim patlamış mısırın üzerindeki detayı okumam gerektiğini! - Tamam kocaman yazıyor olabillir - Çöpe atılan deneysel ürünlerden biri daha oldu! Bir de kabak çekirdeği aldım, henüz yemedim - üzerinde de ilginç bir şey yazmıyor ama bakalım...
Bugünse Salford'a gitme planıyla başlayıp bir sebepten yine şehir merkezinde sonlandı. Amstel bira - mis gibi pizzayla keyfim nispeten yerine geldi diyebilirim.
Çok fazla fotoğraf yok bu sefer... Bir sürü çektik ama istediğim gibi olmadı. Söz bir dahaki sefere sizi bu kadar sıkmayacağım. Yeni öneriler de alıyorum, onları da geliştireceğim...
Bu gece eve gelirken, hayalimdeki evin fotoğrafını çektim. Tek ışıklı ev bu olduğu için ilgimi çekmiş olabilir ama önünden geçerken yaşlı bir teyzenin kitap okuduğunu görmek bana huzur veriyor ne yapabilirim ki? (Çekerken korkmadım değil, o kadar ıssız ki burası! Bildiğim tüm korku filmi sahneleri gözümün önünden geçti)
Şimdi eve geldim ve uyuma zamanı yaklaştı.
Yarın saat 6'da kalkmalıyım... Buradan şehre inmek nasıl olacak göreceğiz...
Evet keyfim iyi temelde, klasik bocalamaları yaşıyorum düşüncesiyle panik yapmıyorum.
Fotoğraflamak istediğim çok şey var aslında... Buradaki gece hayatı özellikle, ama bir türlü turist moduna geçemedim. Daha 3,5 Ay var...
Hadi kendinize iyi bakın...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.jpg)



.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)



