Yorgun, yine biraz nezleli ama iyi...
Biliyorsunuz Çarşamba günü gecesi klasik Language Exchange ile başladı.
Biraz sıkmaya başladı aslında:) Çünkü artık aynı insanlar geliyor ve konuştuğun insanlar da belli kişiler oluyor.
Ki o kişilerle zaten dışarıda da görüyorum:) Ama yine de rutinimi bozacak kadar değil... Arkasından ise yola devam ederek "Revolution De Cuba" denilen buranın çok meşhur gece klubüne gittik. Buraya gitme sebebimizse Çarşamba günleri Salsa gecesi olması. Kesinlikle Salsa'yı öğrenmek istiyorum ama o gün çok havamda olmadığım için sadece izlemekle yetindim. Ve tabii ki Perşembe günü ise mayışma günü olarak geçti. Okulu saymazsak tabi...
Dün akşam ise İspanyol gecesi devam etti diyebilirim. Nezle olma hali başlamıştı ama Cuma akşamı hasta olarak evde otursaydım eminim ki daha hasta olurdum. Bizim Refik - Carlos - Louis üçlüsüne 2 İspanyol kız daha eklendi:) Bir sürü mekan gezdik ama sonunda yine Revolution De Cuba ile sonlandırdık. Tabi ben son demlerimi yaşadım ve bugün pert haldeyim:)
Dün akşam ilginç bira denemelerine devam ettik. Aslında ucuz dersem daha doğru olur. Zaman geçip para azaldıkça hal böyle oluyor herhalde:) Şaka bir yana tabi ki ama hiç görmediğiniz bir bira şişesiyle tanıştırmak istiyorum sizi.
Honey Beer görünce ben de korktum ama tatlı falan değil!
Yine bir diğer mekana geçtiğimizde, kafesin içindeki Turkey'i paylaşmak istiyorum:)
Çok manidar gerçekten
Dün arkadaşları beklerken Oxfoard Road üzerinde McDonalds'ta oturuyorduk ki olan oldu.) Yaklaşık 200 kadar çıplak insan bisikletlerle önümüzden geçti. Olayı algılayıp fotoğraf çekebildim neyse ki:) Bugün nedenini araştırdım ama çok da temeli olan bir şey değil aslında. Bu yıl geleneksel olarak 9.su gerçekleşiyormuş. Kimisi çevre kirliliğine karşı sloganlarla geçti. Diyeceğim tek şey buna atıfta bulunuyor olabilirler. Ama güzel bir anı olarak kaldı. İşin ilginç tarafı Manchester'da bu havada çıplak gezmek bana kalp krizi geçirtirdi herhalde. İlgimi çeken ilk şey o, emin olun:) Ben ikinci nezlemi oluyorum, düşünün! Acaba bu kadar giyinmemek mi gerekiyor?
Şimdi tespitlere devam etmek gerekirse... Tespit 1: hani burada deli gibi yağmur yağıyor ve sen sünmeye başlıyorsun yaa...:) Fark ettim ki hiç şimşek çakmıyor. Çünkü çocukluğumun en büyük korkusu olan şimşek ile burada her an gördüğüm yağmurun herhangi bir birlikteliği yok.
Tespit 2: Yolda yürürken karşındaki kişi bile sana çarpsa her iki taraf da "Sorry" diyor. Yani İngilizlerin kibarlığı sadece bu kadar - bence- . Ola ki özür dilemedin, o zaman o caaaanım ingilizler "Kadırgalı" olabiliyor. Kısacası özür dilemeyi biliyorsanız burada hayatınız kolay.
Tespit 3: Bu ülkede hiç protesto diye bir şey veya politik bir söylem duymuyorum. Tamam belki İngilizler ile takılmıyorum ama yine de duyulmaz mı? Sanki ayrı bir gezegen gibi. Tek gördüğüm protesto, hayvan haklarına ve çevre kirliliğine yönelik 10 kişilik topluluklardan oluşuyordu. Her şey çok mu yolunda ve biz bu kadar mı gerideyiz? Cevap "Evet" gençler.... Ve gerçekten de neredeyse herkes eşit. Yani sokaktaki dilenciye para veren beyaz yakalının suratında pişkinlik yok. Hatta dilencinin yanına oturup, bir sigarasını da onunla beraber içebiliyor. Tamam sokakta güvende değilsin bu gerçek ama o işin bambaşka boyutu ve belki de ayrıca yazmam gereken bir konu.
Tespit 4: Herkes güneş açtığında - ki bu sadece bir saatliğine oluyor - hemen kendisini dışarı atıyor. Ve bir anda müzikal gösteri başlıyor benim gözümde... sonra müzik bitiyor ve herkes yoluna... Peki tamam ... bu benim hislerim, tespit değil... Çünkü burada yaşayanlar yağmurda da mutlular - mış.. diyorlar...
Tespit 5: Çöplerden bahsetmedim diye hatırlıyorum... Haftada bir çöp arabası uğruyor... Buraya taşındığımda gördüğüm sigara paketi ve bira şişesi hala durakta yerli yerinde duruyor (Bu ikiliden bahsettim ama). Acaba öyle bir konsept mi var dersiniz? O bira şişesi de bir nevi küllük muamelesi görüyor. Bunu araştırayım bi... Tabi sokaklarda izmarit veya çöp atmak için özel çöp kutuları var ama nedense kimse içine nişan alamıyor... Yani bu memleket kirli... Ama yemyeşil...
Bugün evde hasta ve uykusuz olmama rağmen Nadia'ya söz verdiğim üzere Alexandra Park'ta yürüyüşe çıktık. Bütün solunum yollarım iflas etmiş olsa dahi, temiz hava o kadar iyi geldi ki.. Evimin dibinde böyle bir yer olmasının daha fazla değerini bilmeliyim sanırım. Cuma günü itibariyle de okula yürüyerek gitme kararımın ilk adımını attım. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Bence günlük egzersiz için gayet mantıklı olacak. Tabi hava hala böyle giderse, o biraz zor... Bu arada Türkiye'dekiler!! Orada da yağmur dinmiyormuş... Lanetim büyüktür, şimdi anladınız sanırım. Daha yazın gelmesine en az 1 Ay var.... Söyleyeyim de kendinizi hazırlayın!
Beirut grubu konsere geliyormuş. Şimdi bir handikapla baş başayım... Sevdiğim bütün gruplar ben buradayken İstanbul'a gelirken, ben Türkiye'ye döndüğümde Manchester'a geliyorlar... Bu kadar korkunç biri miyim köşe bucak kaçılacak?? Altı üstü 2 saat dinleyeceğim ve dünya da o kadar büyük değil. Elbet yakalayacağım!
Aşağıdaki yemek benim son zamanlardaki tek başıma kaçamağım...
Tavuk kanat ve Tuborg!! Sadece 8 Pound!
Yalnız yiyorum ki tadı çıksın:)
Mahmut Bey Kanatçısı'nın yerini tutmuyor ama bu da zamanı oyalıyor.
Gezmek demişken... Artık Bütün tatillerimin anlamlı olmasına karar verdim. Yani yurt içi - yurt dışı sürekli gezen bir Ezgi ile karşı karşıya olacağız. Burada özellikle EU üyesi arkadaşlarımın 20 - 30 Pound'a gezmedikleri yerin kalmadığını duydukça çıldırıyorum. Eskiden bunları duymak bana bir şey ifade etmiyordu ama şu an yurt dışının tadını almış olarak gezmenin yakasını bırakmayacağıma söz veriyorum. Bu arada, tanıştığım her yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmek istiyor. Ben de o kadar övüyorum ki size anlatamam ve geleceğiniz iki gün bile hayatınızın en güzel iki günü olacak diyorum. Eğer hepsi gelirse şahane olacak!
Bir çoğunuz Instagram'dan görmüş olabilir ama Perşembe akşamı evdeyim dediğimde kendi evimde değildim. Ekin'lere gittim:) Bizim klasik buluşmalarımızı gerçekleştirmek için onlar masalarının başına geçtiler, ben de kendi masamı kurup oturdum... Ve belki 4 saat boyunca sohbet ettik! O kadar güzeldi ki, o kadar özlediğim bir şeymiş ki... Aynı yemekleri yemedik ama sohbetimiz, modumuz, sonumuz aynı oldu:) İyi ki varsınız! Burayı belki size bırakacak olmak içime dokunuyor ama zaman geçiyor ve insan ne yaşarsa yanına karmış... Diyelim, öyle olsun...
Bu hafta da kısmen bu şekilde geçti...
Bakalım bizi neler bekliyor...
Yarıladım henüz... Hayat neler gösterecek...
Kendimi nasıl hissettiğimi merak ediyorsanız da... İyiyim, özledim ama iyiyim.
I can handle;) OR I should handle:)
Sevgilerimle:)

Hahaha çıplaklar iyiymiş :) gezi musluğunun açılması iyi olmuş. Öperimmm.
YanıtlaSil