22 Nisan 2014 Salı

Portland Street Çıkartması


İğrenç bir yağmura gözümü açtım bu sabah... O bahsettikleri tipik havayı gördükten sonra derin nefes alıp, hazırlanmaya başladım.



Kurstan biri olan Rafael ile 07.50'de buluştuktan sonra Portland Street istikametinde ilerledik. Tabi bir detayı atlamayalım; gözümü açtım ama kahve içtim demedim size... Gerçekten içmedim, içemedim... Ve hala kahve içmedim desem ne dersiniz? Bu konuya az sonra geleceğim... Rafael beni bıraktıktan sonra yaklaşık 20 kişiden oluşan erkekler ordusunun içinde bir gül gibi açıverdim:) Suudi Arabistan, Macaristan, Şili gibi Güney Afrika'ya kadar giden ülkelerin her birinden karma oluşturdukları kişilerle tanıştım.

Esas bize şehri gezdirecek "Social Programme Manager"ını beklerken, biri yanıma geldi ve "Hocam, Türk müsünüz? Sizi uçakta da görmüştüm" dedi. Neredeyse İngilizce cevaplayacaktım:) Durumu toparlayıp, Türkçe konuşabildim - o kadar diyeyim size - 2 Genç bilmem ne bursuyla gelmişler, yani Türk kavuşmasını yaşadık. Bana "Hocam" demelerinin sebebi ise takdir edersiniz ki ikisinin de öğretmen olmaları... Neyse fena olmadı, eğlenceli tipler... Hatta beni bilen bilir, biri Konyalı çıktı desem... Bugüne kadar okuduğum tüm okullar, çalıştığım şirketler vs sayarsak daha "Konyalı"sız yer görmedim.

Kurtarıcımız Lee ile tanıştık. "İşe bak!" dedim, adamın tek görevi bizi nerede eğlendirebileceğine karar verip, eşlik etmek! Ve Konyalı değil ki sorayım, nasıl buldun bu işi diye! Sadece genel aktiviteler planlıyor, isteyen herkes katılıyor! Örneğin yarın akşam "Language Exchange" diye bir event düzenlemiş, bir bara gidip herkes hem içip hem de tanışıyor! Ya bi git:)

Başta kahve içmediğimi söylemiştim, bundan anlaşıldığı üzere kahvaltı da etmemiştim. Midem yapışıp, garip garip canavar sesleri çıkarmaya başladıktan yaklaşık 4 saat sonra "Kosmonaut" diye bir barda yemek yemek için oturduk. Ve tabii ki ne içersiniz diye sorduklarında, ben "Kahveee" demedim, "Biraaaa" dedim...
Neyse böylelikle alışkanlıklarımı değiştirip sabah kahvaltısında bira içmeye başladım diyebilirim. E bi katkısı olsun buranın bana...


Sonra ise işimiz bitti ve herkes dağıldı, ertesi gün görüşmek üzere...

Tabii ki eve koştum; yağmur ıslatmıyor bile ama yaklaşık 1 saat altında yürüdükten sonra kaçmak geliyor insanın içinden, ya da bir bara gidip biraya devam etmek... Ama henüz kendimi burada güvende hissetmiyorum. Ayrıca dışarıda tek başıma hiç sarhoş olmamışım onu da anladım. Challange Excepted!


Hani bahsettiğim Sainbury's Market vardı ya, oraya gittim yine emin adımlarla... Asyalı çocuğa baktım, Orda!  Ona ihtiyacım olmadığının kararıyla otomatik makinaları öğrenme zamanının geldiğini anladım. Bak, her şeyin bir yararı var. Tabii ki Kahve aldım ve sonra bira, bu sefer Stella Artois, Nutella, Muffin, Muz, Mısır Gevreği ve Süt ile alışverişimi başarıyla atlattım!

Bu arada, yağmur deli gibi yağıyor ama tüm İngilizler terlikle ve kısa kolluyla geziyorlar ve işportacı şemsiyeciler yalnızca turistlere çalışıyor. İnatla almayacağım:)

Bir de "insanlar her yerde aynı"yı görmek ... İyi mi kötü mü?

Şimdi odamdayım...

Yapılacaklar listesi fazla, hatta Cafe Istanbul diye bir yer buldum, gurbette olmak böyle bir şey herhalde... Kaç kere İstanbul'da bir kafede oturdum ki:)

Ama kafayı dinlemeyi ve buraya gelme amacımı da unutmamalıyım...

Ahhh Istanbul ahhh.... Şaka şaka... Hadi dönün önünüze:)

Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder