Yurt dışına çıkıldığında yapılması gereken ilk şey blog açmak dediler, ben de yaptım, oldu:)
Birkaç kere yazılarımı okuduktan sonra bırakacaksınız ama en azından kendim okusam da yeter - Tribimi de başlamadan atarım
Bugün 1. günüm diyebilirim Manchester semalarından...
24.kattan şehrin çirkin yanını izleyerek yazıyorum... Elimde plastik şarap kadehim ve Sauvignon Blanc şarabım:)
Evet kaldığım yer lüks denebilecek bir yer ama bir şehre tepeden bakmayı oldum olası sevmedim, bir de deniz yoksa... Kıpkırmızı tuğlalar... En azından renkler güzel...
Dün öğleden sonra Manchester'a ayak bastım. İngiltere'ye girmek için ne "mal" olduğunu göstermek için milyonlarca engeli başarıyla atlattım ama 3.dünyadan geldiğimi hissetirmeleri beni germedi diyemem. İnsan "al ülkeni başına çal" diyor. Sakinleşelim... Ha bir de EU vatandaşları ve diğerleri diye her yerde ayrı taranıyorsunuz. Tamam sustum... Neyse güzel yanlarından bakalım, şimdilik bir eylem yapmayı düşünmüyorum, hazır alınmışken ülkeye :)
İstanbul'daki lüks hayatımı bıraktım ama eskiden kalma alışkanlıklarla beni bekleyen Taksi'yi buldum:) Nereye gideceğim bile önceden bildirildiği için taksici amca bana sadece "Hi, where are you from?" sorusunu sordu. E, tabi cevaplayabileceğim en kolay soru:) Hayatında ilk defa bir Türk ile tanışmış...Ne kadar şanslı, hiç tanışmayabilirdi de :) Bir de gazı verdi "Your English is good"... Eeee kim beni tutar o zaman:)
Neyse fazla geyik yaptım. Böyle konuşmak galiba şu an rahatlatıyor beni. "Ey Manchester sen mi büyüksün, ben mi?" :) Beni kalacağım 1 Great Marlborough sokağına getirdi. Tabi taksicinin sağ tarafta olması ve ben de alışkanlıkla arkada sağ tarafa oturunca hiçbir şeye hakim olamadım. Mesela taksimetre:) Neyse parasını önce ödemiştim:) Sonuç olarak beni "Student Castle" denen gerçek bir "castle" a bıraktı diyebiliriz. Kaç katlı olduğunu çözemedim hala ama benim gördüğüm manzara 1/3'i... Sadece özel kartlarla girişin mümkün olduğu yere bir Türk kafasıyla girdim. Yani birinin arkasından sıvışarak:) Karşıma filmlerden fırlamış - iri yarı bir zenci çıktı ama en güler yüzüyle herhalde...Taksici'den sonra bu da bana iyi geldi. Yine film repliği gibi cümlelerle "sizin ve bu binanın güvenliğinden sorumlu kişilerden biriyim" dedi. Adımı asla aklıma gelmeyecek şekilde telaffuz ettikten sonra birlikte 3 güvenlik duvarını yıktık ve 24.kattaki odama beni teslim etti.
İlk iş, eşyalarımı bir yerlere tıkmak oldu. Doğrusu düşündüğüm gibi bir mekanla karşılaşmadım. İyi ki gelmeden biraz kilo vermişim:) Neyse, internet bağlantımı halledip, hala yaşadığımı ilgililere ilan ettikten sonra, dışarı çıktım. İlk defa binadan çıkıyor olduğum için, önce birkaç kata uğradım tabi:) Ama çıkışı buldum! - Kamera kayıtlarımı merak ediyorum -
Sainsburry's diye bir market buldum, bir nevi öğrenci marketi, ben de sanki kırk yıldır Manchester'daymışım gibi gezdikten sonra ilk günüm olduğunu hissettirdim, aslında fena gitmiyordum:) Oradaki "Asyalı" arkadaş verdiğim parayı bir gözden geçirdi. Neyse ki yanımdaki sahte parayı vermemişim :P
Tabi aldığım en önemli şeyler en başta bahsi geçen şarap ve plastik şarap kadehleri oldu. Ve açlığımı gidermek için deneysel ürünler de aldım... Manzaraya karşı içip, durumu izah etmek isterdim ama daha çok gün var...
Odama geldiğimde anladım ki, mutfağı paylaştığım diğer 2 kişiyle bir şekilde tanışmalıyım. Uykum vardı ama sorumluluklarımı yerine getirmem gerektiği için 2 genç arkadaşla tanıştım. Biri Venezuella diğeri Portekizli... Herhalde benden 10 yaş küçükler, henüz sormadım korkumdan:) Bu arada okulun ilk günü Easter nedeniyle tatil, ben de çok yorulmuştum zaten:)... Yorgun olduğumu ve uyuyacağımı söyleyip kaçtım ve gerçekten ilk gece erkenden uyudum...
Sabahın 7'sinde uyandım ve hazırlanıp 9 gibi sokaklara attım kendimi... Tabii ki kahve aradım ve "Cafe Nero" yu buldum, "Starbucks" arıyordum halbuki:) Sonra vurdum kendimi yollara...
Şu an mekanlarla ilgili yorum yapmayacağım çünkü öyle baktım kaldım, sadece diyebileceğim şey, burası ilginç bir şehir...Heyecanlı olacak...
Öğrendiğim bazı şeyler... Mekanlarda sigara içilmiyor ama sokaklarda herkesin elinde sigara var... Güvenlik elemanlarının hepsi zencilerden seçilmiş... Bütün telefoncular göçmen... Starbucks çalışanları tipik "British People"...Gay'ler burada çok mutlu ... Burada da tonlarca dilenci var - henüz Suriyeli yok:) Bir de hala açım :( Sadece gidip "Mc Donalds" veya "Burger King" bulmak ve hamburger yemek istiyorum ...Yeni şeyler deneyemeyecek kadar açım... Her şey yağlı, ekmekler şekerli :(
Tüm bu gezintileri yaptıktan sonra odama geldim ve dün geceden kalan şarabımı içip yazıyorum...
Şimdi yemek ve bira zamanı...
Hissettiklerimi bilmiyorum... Sanırım iyiyim... Dünya büyük...
Her şey güzel olacak:)
Kız döner de mi bulamadın o et bozmaları yerine:(((
YanıtlaSil